Akp Gerçeği

Vatana İhanetin Belgeleri

Türban Tartışmasını En İyi Yorumlayan Yazı

Türban Tartışmasını En İyi Yorumlayan Yazı

Üniversitelerde türbanın serbest bırakılmasını amaçlayan anayasal ve yasal değişikliklerin arifesinde ihtiyatla kullanılması gereken şu kavramlar gene herkesin ağzına sakız olmuş durumda: Din ve vicdan özgürlüğü, ifade özgürlüğü, laiklik, kuvvetler ayrılığı ve yasama erki. Aynı nesne ya da kavrama herkesin farklı adlar verdiği, aynı ilkeye değişik anlamlar yüklediği bir ortamda ortak bir noktada buluşmak kaçınılmaz bir biçimde olanaksız hale gelir.
Bu kavram karmaşası içinde, ben de, aslında bazı kurum, kuruluş ve kişilerin benzer biçimde düşünüp inandığı ve fakat –her ne hikmetse- yüksek sesle telaffuz etmek konusunda eli açık davranmadığı bir yaklaşımı belirtmeye çalışacağım. Katılmasanız bile “bazılarının” tepkisini anlamaya çalışın. Lütfen…Bir kere şu gerçeğin hakkını verelim: 23 Nisan 1920 ve bunu izleyen süreçte Osmanlı İmparatorluğu’nu yıkıp yeni bir Türk devleti kurmayı hedefleyen zihniyetin iki temel amacı vardı: Bir yandan “saltanat”, öte yandan şeriat düzeninin tacı olan “hilafet”ten kurtulmak. Her ikisi de nispeten kısa aralıklarla Misak-ı Millî sınırları dışına çıkarıldı. Fakat içeride, hala saltanat ve hilafet yanlıları çoğunlukta bulunuyordu.Saltanat ve hilafetin kaldırılması bağlamında yapılan devrimler, çoğunluk değil; (tabii ki ülkesinin iyiliğini amaçlayan), nispeten, azınlık iradesine dayanıyordu. Ülkenin sınır kapılarının ötesine “kovulan” saltanat ve hilafet, yandaşlarından yüz bulup bu kapıdan geri gelemesin diye iki farklı desteğe gereksinim duyuldu: Böylece saltanatı kovan kapının arkasına “Cumhuriyet”; hilafeti kovan kapının arkasına ise “Laiklik” desteği kondu.
Birinci destek işlevini başarıyla yerine getirdi. O kadar ki, 20. yüzyılın son çeyreğinde, sistem o kadar oturmuş, Padişah yanlılarından duyulan korku o kadar azalmıştı ki, “Osmanoğulları” ailesi bireylerinin Türkiye’ye girmesine ilişkin “yasaklar” kaldırılmıştı.
İkinci destek, Laiklik, maalesef aynı işlevi göremedi. Bir kere şeriat ve hilafet düzeninin hortlamaması için yaratılan muska yanlış seçilmişti. Avrupa tarihinde, Katolik krallarının, aynı Hıristiyan dinine ve fakat farklı Hıristiyan mezheplerine tabi olan vatandaşları arasında sırf bu yüzden (mezhep farkı) ayırım yapmaması anlamına gelen laiklik kavramı, şeriat ve hilafet düzeninin sigortası anlamında kullanıldı. Gelin biz bu yanlış anlatmayı/anlamayı düzeltelim ve bu sigortanın (teminatın) adına “X” diyelim.
Yeni Türk devleti ve bu düzenin yandaş ve koruyucuları “X”e “Laiklik” adını verince işler, özellikle 1980’li yılların sonlarından itibaren karışmaya başladı. Yok efendim, laiklik şu anlama gelirmiş, yok demokratik hak ve özgürlükler bunu gerektirirmiş falan… Tabii laiklik kavramını, “Türk” yakın tarihinin ışığı altında değil de, Hıristiyan Avrupa’nın vakti zamanındaki mezhep çatışmaları temeline dayandıran ecnebî bakış açısından yorumlayınca işleri karıştırmaya ve kendimizi çıkmaz sokaklarda bulmaya başladık.
Şimdi, kavramları yerine oturtmanın zamanı geldi. Laiklik, yani “X”; bu devleti kuranların ve bugüne dek devamını sağlayanların gözünde, kendi içinde tutarlı bir biçimde, elin Fransız’ının, Alman’ının ya da İngiliz’inin kastettiği şekilde değil; Atatürk ilke ve inkılâplarının “ruhuna sadık” bir biçimde anlaşılıp kullanılması gereken bir kavramdır.
Peki, bu “gereklilik” nereden çıkıyor? Halen yürürlükte olan ve (en azından demokratik ve barışçıl bir biçimde) değiştirilemeyecek olan Anayasa ilkelerinden…

Şöyle ki:
Yürürlükteki Anayasa’mızın “Başlangıç Hükümleri”, Anayasa’nın metnine dâhildir (md. 176/I).
Hiçbir faaliyet, Atatürk ilke ve inkılâpları karşısında koruma göremez (Başlangıç Kısmının 5. fıkrası).
Cumhuriyetin nitelikleri, Anayasa’da tek tek sayılmıştır. Bunlar, herhangi bir bilimsel ya da siyasal ekole göre değil; T.C. Anayasa’sının Başlangıcında belirtilen Atatürk ilke ve inkılâplarına göre anlaşılıp yorumlanmak zorundadır (md. 2).
Sadece Cumhuriyetin nitelikleri değil; aynı zamanda bu niteliklerin Atatürk ilke ve inkılâplarına göre deşifre edilmesi zorunluluğu herhangi bir Anayasa değişikliği ile ortadan kaldırılamaz; kaldırılması teklif dahi edilemez (md. 4).
Egemenlik, Parlamentoya değil,; “Millet”e aittir (md. 6). TBMM, yasama yetkisini kendi adına değil; “Millet” adına kullanır (md. 7). TBMM üyeleri ise, seçildikleri bölgeyi veya kendilerini seçenleri değil, bütün Milleti temsil ederler (md. 80). TBMM üyeleri, içlerinden gelsin ya da gelmesin, “Atatürk ilke ve inkılâplarına” bağlı kalmak zorundadırlar (md. 81).
Unutmamak gerekir ki, bu Anayasa, Başlangıç Kısmında açıkça belirtilen sözüne ve “ruhu”na saygı ve “mutlak sadakatle” yorumlanıp uygulanmak üzere; bizzat asil sıfatıyla “Türk Milleti” tarafından (vekil konumundaki “TBMM” tarafından değil), “Demokrasiye âşık türk evlatlarının vatan ve millet sevgisine” (“TBMM üyelerinin” değil) emanet ve tevdi olunmuştur (Başlangıç Kısmı sonuncu fıkra).
Haydi, formülümüzü Anayasa’nın 42. maddesinin 3 ve 4. fıkralarıyla tamamlayalım: Eğitim ve öğretim hürriyeti, Atatürk ilke ve inkılâpları doğrultusunda yapılır. Eğitim ve öğretim hürriyeti, “Anayasa’ya –mutlak- sadakat borcu”nu ortadan kaldırmaz.
Şimdi bu milli ve tarihi mevzuat ile saiki alt alta koyup, tarafı olduğumuz Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin (din ve inancı açıklama ile ifade özgürlüklerini, ulusal güvenlik ve kamu düzeni ile sınırlayan) 9 ile 10. maddelerinin 2. fıkralarıyla sağlamasını yapalım ve ortaya çıkan sonuca iki adım geriden objektif bir gözle bakalım… Ne görüyorsunuz?
TBMM, kuruluş harcına asla ayrıştırılamaz bir biçimde karıştırılmış “Atatürk ilke ve inkılâpları” ile “Millet iradesi”nden üstün değildir. Yasama işlevi, sözü edilen bu daha üstün güçlere boyun eğmek üzere tasarlanmıştır. Gerek kamusal alanda, gerekse Üniversitelerde türbanı ya da her ne ad altında olursa olsun dini sembolleri serbest bırakmak, en azından demokratik ve barışçı yöntemlerle, mümkün değildir.
Aksi davranış, Avrupa kökenli laiklik ilkesine olmasa bile, hem “X”e hem de ulusal güvenlik ve kamu düzenine aykırıdır.
Kavramları bir de bu gözlükle okuyalım… Lütfen…

Tanju Oktay Yaşar

Reklamlar

Şubat 15, 2008 - Posted by | türkiye | , , , , , , ,

Henüz yorum yapılmamış.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: