Akp Gerçeği

Vatana İhanetin Belgeleri

ABD ve İngiltere’nin AKP’nin kuruluşundaki destekleri ve övgüleri

İcazet ABD’den müjde İngiltere’den

Necip Fazıl, sıkı şeriatçiliğinın yanında iflah olmaz bir Atatürk düşmanıydı. 1940’lı yıllara kadar içkisini içen, kumarını alenen oynayan, şiirlerinde “kadın bacakları”nı ön plana çıkaran bir şairdi.

“Ata Senfoni” adlı kitabı, at yarışları oynarken biriken borçlarını ödemek için İş Bankası adına yazdığı bir kitaptı. Yine birgün kumar oynarken basılmasının ardından ben orada araştırma yapıyorum diyebiliyor, bu basılma olayından sorumlu tuttuğu Ahmet Emin Yalman’i “Deyyus”lukla suçluyordu. Arkasından da, şimdi Vakit gazetesi yazan olan; Fadimeyle, Aczimendi Şihi Müslüm’ün basıldığı evin sahibi Hüseyin Üzmez, Ahmet Emin Yalman’i din adına vuruyordu.

Amerika’nın yeşil kuşak teorisini uygulamaya koymasının ardından İslamcı guruplara dahil olan Necip Fazıl’ın en belirgin özelliklerinden biri de koyu bir Amerikan yandaşı olmasıydı. Hatta o kadar ki, Amerika’nın Iran’i işgal etme-sini teşvik eden yazılarından ötürü kendisini eleştiren Erbakan ve arkadaşlan hakkında adeta ateş püskürüyordu:

“bana isnat ettikleri kusur olarak Amerikalıların Iran cenubunu işgal etmeye teşvik ettiğimi öne süren bu beton kafalı köpekler bilsin ki, dava, Moskof’un işgaline mani olmak için orayı geçici şekilde tutmak tabiyesinden ibarettir ve ondan sonra Amerikalıya “şimdi çekilebilirsiniz’-” demek, bunu yaptırmak kolaydır. Yoksa bu sefiller o hassas bölgeyi Moskofların istila etmesine mi taraftar bulunuyorlar?..

Kuzum, söyleyin bana; bu adamlar hain mi, ahmak mı, Müslüman mı, münafik mı, nedir?…

Necmettin Erbakan tımarhanesinin zavalli delileri!.. Size acıyorum!..”

Üstatları bu denli Amerikan yanlısı olur da çıraklar ondan aşağı kalır mi? Tabii ki hayır!.. Recep Tayyip Erdoğan da partiyi kurmadan önce defalarca Amerika’ya gitmiş, Yahudi örgütlerinin kapılarını aşındırmıştı.

Tayyip Erdoğan’in destekçisi Yeni Şafak Gazetesi’nin haber müdürlüğünü de yapan Nasuhi Güngör “Yenilikçi Hareket” adlı kitabında, Erdoğan’ı keşfediyorlar başlığı altında, Erdoğan ve ekibi için,

“İçlerinde CIA Ortadoğu ve Türkiye masası şeflerinin de bulunduğu Amerikalıların övgülerine mazhar oluyordu.” şeklinde tespitlerde bulunuyordu.

Erdoğan’i destekleyen ve onu yere göğe sığdıramayanlardan biri Morton Abromowitz idi. Abromowitz, Erdoğan için şöyle diyordu;

“kravatlı ve çağdaş görünümlü Erdoğan’i Erbakan’a tercih ederim”
More…

Erdoğan daha RP Beyoğlu İlçe başkanı iken aslen bir Yahudi olan dönemin ABD Büyükelçisi Morton Abromowitz ile tanışmaya can atmış ve bu dileğine de kavuşmuştu. Erdoğan ile Abramowitz’in Kasımpaşa’da buluşmasını sağlayan isim gazeteci Ruşen Çakır’dı. Abromowitz-Erdoğan görüşmeleri kesintisiz olarak sürdü. 15 Ekim 1996 tarihinde Erdoğan’i makammda ziyaret eden Abromowitz, Erdoğan’a “Siz Türkiye’nin geleceği için çok önemlisiniz” diyor, Erdoğan da, Abromowitz’in olumlu ve sıcak bir mesaj getirdiğini söylüyordu.

Türkiye’nin geleceği için Tayyip Erdoğan’ı çok önemli gören Abromowitz, gittiği her ülkeden kovulan bir isimdi. Abromowitz, Amerika’mn eski Ankara Büyükelçisi sufatına ek olarak, sık sık MOSSAD ajanı suçlamalarıyla karşı karşıya kalmış lrk bilinci yüksek bir Amerikan Yahudisi olma özelliğini de taşıyordu. ABD Dişişleri İstihbarat ve Araştırma Müsteşar yardımcılığı görevlerinde de bulunan Abromowitz, Amerikan istihbarat örgütleri arasındaki koordinasyonu sağlamakla görevliydi.

Abromowitz; “Kürt sorunu kendi haline bırakılamaz” diyerek, Türkiye’nin parçalanabileceği şeklinde hezeyanlarda da bulunmuştu.

Abromowitz’in gözünde, “Türkiye’de otuzu aşkın etnik gurup var. Biz bu etnik guruplardan bir mozaik oluşturacağız“ diyen Tayyip Erdoğan bulunmaz bir nimetti. Zira Erdoğan da, Türk kelimesinden rahatsızlık duyduğu herkesçe bilinen biriydi. Sözgelimi Ausburg’da yaptığı bir konuşmada, “Sen ille de Ne mutlu Türküm diyene, dersen kaidedir, etki tepkiyi doğurur. Öbürü de ne diyecek, ‘Ne Mutlu Kürdüm Diyene’ diyecektir…” diyerek adeta Türklüğe olan hıncını kusuyordu.

Tayyip Erdoğan, 1991 seçimlerinden sonra RP Istanbul 11 Teşkilati bünyesinde çahşan, Milli Gazete ve Zaman gazetesinde yazılar yazan, “Şafakta 10 Gün” isimli kitabıyla İran İslam Devrimine övgüler yağdıran Mehmet Metiner’in başkanlığında, Ali Bulaç, Abdurrahman Dilipak, Altan Tan ve diğer İslamcilardan oluşan bir kurul oluşturuyor, bu kurul RP İstanbul 11 Teşkilati adına bir “Kürt Raporu” hazırlıyordu. Gazeteci Fehmi Çalmuk’un yayımladığı rapor özetle şöyleydi:

“Resmi ideoloji bütün bu noktalarda iflas etmiştir. Kürt gerçekliği 1980 askeri darbesiyle birlikte yeniden inkar edilmiş, Kürtçe 2932 sayılı yasa ile yasaklanmıştır. Ancak dış dünyada meydana gelen değişmelerin içeride yol açtiği zorunlu zihinsel değişmeler ve en önemlisi de PKK ile sürdürülen geleneksel zora dayalı yönetimin başarısızlığa mahkum olduğunun anlaşılması, Kürt sorununa “Tam Demokrasi ve ‘Kültürel Çoğulculuk’ temelinde yaklaşmayı beraberinde getirmişti. Cumhurbaşkanı Özal’in ilk defa Kürt varlığını tanıdıklarını ilan etmesi ve sonraki günlerde ‘federasyon da dahil her konu tartışılmalıdır’ türünden demeçler vermesi, Körfez krizi esnasinda Celal Talabani ve Mesut Barzani’nin temsilcisiyle en üst düzeyde görüşmeler yapmasi, Kürt sorununun yeni bir bakış açısı temelinde konuşulmasına rahat bir imkan sağlamıştır…

…Türkiye’de 75 yıldan beridir resmi ideolojinin Kürt meselesinde inkarcı, asimilasyoncu, baskıcı davrandığı açık seçik söylenmeli ve resmi ideolojiyi yüksek sesle sorgulayabilmeliyiz

Türkiye’de Kürt kimliğinin tanınması ve Kürt kültürünün geliştirilmesi için engelleyici tüm yasaların kaldırılması gerektiğini, Kürtlerin yaşadığı bölgelerde Kürtçe’nin öğretilmesi için yasal imkanların hazırlanması gerektiğini, bütün bu hakların Türkiye’de yaşayan diğer halklara da (Laz, Çerkez, Gürcü, Arap vs..) tanınması gerektiğini, bu çerçevede Türkiye’nin kültürel bir çoğulculuğa sahip olması gerektiğini savun-mak…

Türkiye’de dileyen herkesin kendi ana dilinde eğitim-öğretim yapabilmesini savunmak, kitle iletişim araçlanndan yararlanmasını savunmak..

PKK terörünü kınadığımız kadar devlet terörünü de kınamak. Devlet-PKK çatışmasında devletçi bir safta gözükmemek, devletin eleştiri üslubunu benimsememek; “Bölücü”, “terörist”, “ayrılıkçı” vs…”

“Türk” sözünden ürken ve Rize İline bağlı eski bir Rum beldesi olan Güneysu ilçesinin Dumankaya köyünden olan Tayyip, partisine de adeta yine Türk kelimesine alerji duyan insanları topluyordu. Bunlardan biri de Bitlis Milletvekili Zeki Ergezen’di. Bu Milletin ekmeğini yiyen Ergezen, Türklüğe olan kinini Arabistan’da DEP milletvekilleriyle yaptıkları toplantıda şöyle dile getiriyordu:

“…Gelin dağa taşa, ‘Ne Mutlu Türküm’ diye yazacağınıza, gelin dağa taşa ‘Ne Mutlu Müslüman’ım’ diye yazalım…”

AK Parti, İstanbul milletvekili: Mustafa Baş da, 1994 yılında İstanbul-Üsküdar’da yaptığı Hilafet özlemi içeren konuşmasında, Türklüğü tahkir etme yarışında diğer partililerinden aşağı kalmadığını gösteriyordu:

“…Bugün Türkiye’de rejimi sorgulamak mecburiyeti vardır. İş Bankasi kurulurken temeline, reklamlarına hakın, ta Hin-distan’daki, kollarındaki, boyunlarindaki, parmaklarındaki alyansı, küpeyi, kolyeleri birleştirip İstanbul’a İngiliz ordusu girmesin diye Anadolu’ya bu mülete varını yoğunu gönderen Hindistanli Müslümanları düşünün.

Sen bir düzen kurmuşsun… Bir nizam kurmuşsun… O nizamla Hindistan’dan, Nijerya’dan, Filipinlerden Ortadoğu’nun her bölgesinden insanlann kalbini İstanbul’a bağlamışsın… İnsanların bütün imkanlarını İstanbul’a aktarabilmişsin. Yardımcı seferber yapabilmişsin.

Şimdi o nizam yerinde Ankara’da kurulan bir düzen; Hatay’daki, Maraş’daki, Mardin’deki Siirt’teki bin yıl kardeşçe yaşamış toplulukların kalbini şayet Ankara’ya bağlayamamışsa; bu sistemin bu rejimin kökünde bir illetin olduğunu, bir hastalığın olduğunu açıkça gösterir.

Sabah, alayı, tümeni, orduyu, askeri kaldırarak, ‘Ne Mutlu Türküm Diyene’ diye yürüyüş karan saydırmakla Türkün mutlu olmadığını görüyoruz-”

Abromowitz’in Tayyip’e boşa güvenmediği, 7 Mart 2002 tarihinde yapilan Talabani-Erdoğan görüşmesi sırasında anlaşılıyordu. Tayyip Erdoğan, Celal Talabani ile görüşürken şunları söylüyordu:

“21. Yüzyıl diktatörler çağı olmamalıdır. Sağlıklı bir demokrasi, laik bir anlayışı gerçekleştirebilirsek, bu münasebetlerimize katkı sağlar. Halkın katılımcılığını çok anlamlı buluyorum. Irak’tan ve Kürdistan’dan aldığımız bilgiler bizleri memnun etmiştir.”

Tayyip’in bu konuşmayı yapması tesadüf değildi. Zira yine aynı gün Fransa’nın madamı Danielle Mitterand başkanlığında, Heinrich Böll arşivi yöneticisi Viktor Böll ve Türkiye’nin doğusunda Kürt Devleti hayalleri kuran bir kısım bölücü dernek yöneticileri, “Kürtçe Eğitim Yapılsın” kampanyası başlatıyordu.

Tayyip’in Amerikalı destekçileri arasında “Yenilikçi hareket, Türkiye’deki İslamcıların öncüleridir” sözleri ile yer alan bir diğer kişi de, CIA Ortadoğu ve Türkiye masası şefi Graham Fuller’di.

Graham Füller, Atatürk’ün ve Kemalizm’in artık devrini tamamladığını iddia ederken, Yargıtay eski Başsavcısı Vural Savaş’ in “Militan Demokrasi” adlı kitabında yer alan şu sözleri söyleyebiliyordu:

“Türkiye Kürtlere özerklik vermelidir. Böylece Türkiye’deki Kürtlerle, Kuzey Iraktakiler bütünleşebilir…”

Tayyip Erdoğan, Siirt’te halkt isyana teşvik amactyla okuduğu şiir sonucu hak ettiği cezayi alınca ilk yırtınan yine Amerikalılar oluyordu. İçişlerimize ve hukuk sistemimize müdahale olarak nitelenebilecek bir şekilde açıklamalar yapmaktan kaçınmıyorlardı. 28 Eylül 1998 günü, Tayyip Erdoğan’ı sık sık ziyaret etmesiyle ünlü ABD İstanbul Başkonsolosu Caroline Huggins, Erdoğan’ın aldığı ceza için şunları söylüyordu:

“Bu tür gelişmeler Türk demokrasisine olan güveni zayıflatır..”

İngilizler de Okey verdi

Amerikanın inayetine, İngilizlerin de okeyi ekleniyor ve İngiltere’nin İstanbul Başkonsolosu Roger Short’un “Bu parti bizi mutlu eder” şeklindeki sözlerinin ardından AK Parti kuruluş aşamasım tamamlıyordu. ‘oy’u da bizim insanımızdan alacaktı. Demek ki, AK Parti oyları bizim insanımızdan alacak; ama İngiliz ve Amerikalıları memnun edecekti.

Tayyip Erdoğan’in medyadaki en büyük destekçisi olan Yeni Şafak Gazetesi’nin 8 Ağustos 2001 tarihli haberine göre, Tayyip Erdoğan’ın İstanbul-Üsküdar’daki bürosunda gerçekleşen ve bir saat süren görüşme sonunda Erdoğan, “Kurulacak parti hakkında konuştuk ve görüşme son derece olumlu geçti” diyordu.

İngiliz konsolos ise kurulacak olan partiden duydukları memnuniyeti şu sözlerle dile getiriyordu:

“Bildiğiniz gibi biz çoğulcu demokrasiden yanayız. Bu parti de bu düşünceyi destekliyor. Böyle bir partinin ku-rulmasi bizi mutlu eder…”

“Yeni Şafak” gazetesinde ertesi gün de “ingiliz Başkon-solosu Erdoğan’i ziyaret etti” başlığıyla çıkan bir haberden, bu yeni oluşumun ardındaki ingiliz parmağı açıkça görüle-biliyordu:

“İngiltere Başkonsolosu Short, “Çoğulcu demokrasiden yanayız. Böyle bir parti kurulmasi bizi mutlu eder” dedi. İngiltere’nin İstanbul Başkonsolosu Roger Short, parti kurma hazırlıklarını sürdüren eski İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı ziyaret etti. Erdoğan’ın Üsküdar Emniyet Mahallesi’ndeki bürosunda gerçekleşen Short ile Erdoğan görüşmesi yaklaşık 45 dakika sürdü. Başkonsolos Short, görüşmeden sonra bürodan ayrılışı sırasında basın mensuplarının soruları üzerine, Tayyip Erdoğan’in planları ve yeni partiyle ilgili konuştuklarını söyledi.”

“Haftaya haber alırsınız” başlığı altında da şu bilgiler yer alıyordu:

“Short, “Tayyip Erdoğan’in planları nedir?” şeklindeki soruyu, “Onun neye ilgi duyduğunu herkes biliyor. Haftaya haberleri almış olacaksınız” diye cevapladı. Bu konudaki düşüncelerinin sorulması üzerine Short, “Bildiğiniz gibi biz çoğulcu demokrasiden yanayız. Bu parti de bu düşünceyi destekliyor. Böyle bir partinin kurulmasi bizi mutlu eder” şeklinde konuştu. Roger Short, “Tayyip Erdoğan’in misyonu hakkında ne düşünüyorsunuz?” sorusuna ise şu karşılığı verdi: “Bu parti çoğulcu demokrasiyi benimserse, yeni atılımlar yaparsa bizi mutlu eder. Çoğulcu demokrasinin benimsenmesiyle, oy kullananlar isteklerini daha kolay ifade edecekler. Bu onları mutlu eder. Böylece demokrasinin gelişmesi de bizi mutlu eder.” “Fazilet Partisi’nin bu şekilde ayrışması konusunda ne düşünüyorsunuz?” sorusu üzerine de Başkonsolos Short, “Bu, bizim cevap vereceğimiz bir konu değildir” dedi. Recep Tayyip Erdoğan da, görüşmenin son derece olumlu geçtiğini ve kuracakları yeni parti hakkında konuştuklarını söyledi.”

AKP kurucularından Halil Ürün’ün ile birçok AKP milletvekilinin köşe yazarlığı yaptıkları Akit gazetesinde Sultan Vahidettin’e ağıtlar düzülürken, gazetenin istihbarat şefi ve köşe yazarlarından Erdal Şimşek, İstanbul’un ingiliz işgali altındaki günlerini özlediğini duyuruyordu:

“… Tekrar zulanızda sakladığınız eskimiş bir rüyaya sığınmak istiyorsunuz. Bu öyle bir kaçış ki, “işgal İstanbulu” na dahi razısınız…

Anadolu yakasında, bir yalının cumbasında misafiriniz olacak “işgal zabiti” ni bekliyorsunuz. İşgalci zabiti bahçede görür görmez, oradan kaçıyorsunuz.”

AKP’nin basındaki en hızlı destekçilerinden Akit gazetesinin başyazan Abdurrahman Dilipak her firsatta yapageldiği Cumhuriyet değerlerine yönelik saldırılarına İngilizlerin melanetlerini dahi Türkiye Cumhuriyetine yikma çabalarını da katıyor; Ingiliz ve Yunan sansürcülüğünü bile Cumhuriyet idaresine yüklemeye çalışıyordu. Milliyet gazetesinden Hasan Pulur bunu şöyle belgeliyordu:

“Kanal 6’da Hulki Cevizoglu’nun Ceviz Kabuğunda istiklal mahkemeleri tartışılıyor, tartışmacılardan biri Istiklal mahkemeleri uzmani Prof.Dr Ergün Aybars, karşisinda islami kesimin yazarlarından Abdurrahman Dilipak…

Bir ara konu sansüre geliyor. Dilipak, önündeki kitaptan Falih Rifki Atay’in “Eski Saat” inden bir yazısıyla, o dönemde uygulanan sansürü ispat etmek istiyor.

Prof. Aybars, müdahale ediyor.

‘Yazının tarihini söyler misiniz?’

Dilipak, ya anlamıyor, ya da anlamamazlığa geliyor, kitabın basım tarihini söylüyor:

‘1933’

Prof. Aybars üsteliyor:

‘ben size yazinin tarihini soruyorum, o yazinin tarihi nedir?’

Dilipak söylemek zorunda kaliyor:

‘1922’

Prof.Ergün Aybars öyle bir gol atiyor ki:

‘1922 Mayıs’ın da İstanbul Ingiliz, Anadolu Yunan işgali altındadir. Falih Rifki Atay’in yazdığı sansür; İngiliz sansürüdür.”

Hilafet Ordusundan Arap Kürt Partisine – Ergün Poyraz

Reklamlar

Haziran 4, 2007 - Posted by | Akp, Fethullah Gülen | , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

3 Yorum »

  1. hiç kimse necip fazıl üstadımızı böyle kötüleyemez.buna kimsenin hakkı yoktur.bunları söyleyen vatan hainlerini içimizde istemiyoruz.sen kim oluyosun be.hele erdoğan ile aynı kefeye koyamaz.adam olun adam.

    Yorum tarafından vatansever | Haziran 26, 2007 | Cevapla

  2. arkadaşım bakarmısın önce istanbulda bütün açılan yeni kültür merekzlerinin adı necip fazıldır.buradaki belediyelerde akp belediyeleri.şimdi bunalrın birbirleri arasında bağ olamadığını nasıl açıklamak istersin.necip fazıldan esinlenmediklerini nasıl söyleyebilirsin.asıl vatan haini necip fazıl dır.bir devlet asla ama asla bir dinin altında gölgesinde kurulamaz.bir ben bir müslüman olrak önce islama saygısızlık orak görürüm.islamı bir devlet denilmesini.önce neyin ne olduğu konusunda insanlar bi bilgi edinsin daha sonra özlemlerinin ne kadar saçma olduunu müslümanlığa değilde siyonizme hizmet ettiğini göreceklerdir.

    Yorum tarafından huseyın sam | Temmuz 4, 2007 | Cevapla

  3. ya varya hep bunu yazıyorum ama kusuruma bakmayın yine yazmak durumundayım: çok komiksiniz ve hayret ediyorum size. bu anlamsız bağları nereden kuruyorsunuz? necip fazıl kısakürek’i getir sen böyle şeylerle iliştir. bir kere necip fazıl’ı yanlış yazmışsın el insaf ya. öyle bir yazmışsın ki amerikancı,sarhoş,kadın kız peşinde dolanan bir zavallı,kendini bilmez,islamı kullanır vs vs vs…yahu be adam senin necip fazıl’ın 30 lu yaşlarda beyoğlu ağa caminde vaaz veren abdulhakim arvasi ile tanıştıktan sonra hayatında büyük değişiklikler yaşadığını bilmezmisin? ya da bilirsin de yazmak işine gelmez. hani çamur atmak daha kolay ya ondan. senin samimiyetsizliğinin amacı başka yerlere çatmak. çatarken bari de doğru yaz be adam. şöyle demedi mi necip üstad değişimden sonra : tam otuz yıl saatim işlemiş ben durmuşum, gökyüzünden habersiz uçurtma uçurmuşum…hadi yalanla şimdi bunu. bu insanlara yanlış yalan yazılar yazıp da beynini sulandırmayın. bunu yaparkende böyle önemli bir şahsiyeti emellerinize alet etmeyin…tabi size ar geliyor böyle bir adamın töbe edip de gerçeği bulması anlaması…öyleye bir şekilde çatmanız gerekecek…helal olsun iyi biliyorsunuz da işinizi ama inanın artık size inanmıyor benim milletim…bağrında imanın aşkını yaşatan milletim…

    Yorum tarafından adam | Ekim 23, 2008 | Cevapla


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: