Akp Gerçeği

Vatana İhanetin Belgeleri

Gerçek Vatanseverlere Öğüt Niteliğinde Bir Yazı:Tarihte Jakobenler ve Cumhuriyet

JAKOBENLER VE CUMHURİYET


Son zamanlarda Kemalistlere “jakoben” yakıştırması yapılarak dolaylı bir eleştiri söz konusu olmaktadır. Atatürk’e doğrudan karşı çıkacak gücte olamayanlar Atatürk’e ve tüm Kemalistlere “jakoben” diyerek bir anlamda kendilerini tatmin ediyorlar. Günümüzde jakoben deyince akla gelen “toplumdan, halktan kopuk, bencil ve ukala aydın kitlesi” tanımıdır. Acaba bu tanım doğru mudur? Bir sözün anlamını iyice araştırmadan bazı yakıştırmalar yapmak, o yakıştırmayı yaptığımız kişiye ya da kişilere hakaretten daha çok birer övgü yerine de geçebilir… İşte bu nedenle biz Kemalistlere sürekli takılan “jakoben” ön adını araştırma gereği duydum.Bakınız Büyük Larousse ne diyor: Jakobinler Klubü: Fransız devrimi sırasında kurulmuş olan siyasal örgüt. Bretagne temsilcileri tarafından kurulan “Société des amis de la constitution” un (Anayasa Yandaşları Derneği) Paris’e yerleşmesinden sonra , dernek üyeleri kraliyet yanlılarınca “jakobinler” olarak alaya alındı. (Bu ad toplandıkları bir dominiken manastırından esinlenmişti) Robespierre, Siéyer ve Lamethier’in katılmasıyla güçlenen örgüt, kral Louis XVI’nın Paris’ten kaçtığı Varennes gecesinden sonra ılımlılar ve radikaller olarak ikiye ayrıldı. (1791) Daha sonra Girondinler de örgütten çekilerek Jakobinler klübünün Robespierre’in egemenliğine geçmesini sağladılar. Fransanın her yandan saldırıya uğradığı bir dönemde, Jakobinler, devrimci köylüleri, Sans-Culotte’ları (donsuzlar) , küçük ve orta burjuvaziyi saflarına alarak dış tehlikelerin üstesinden gelebildiler. Ancak 11 Kasım 1794 darbesi ve Robespierre’in öldürülmesiyle klüp kapatıldı. Daha sonra Babeuf (1795-1796) ve Prieur de la Marne, Bouchotte ve Le Peletier (1799) tarafından iki kez yeniden örgütlendiyse de bu tarihten sonra yokoldu.Büyük Larousse’dan anlıyoruz ki Fransız devriminde rol alan fikir öncüleri yani cumhuriyet militanları olan Robespierre, Saint-Just, Marat, Danton, Babeuf birer Jakobendiler. Bu isim onlara “kral yandaşları” tarafından takılmıştı. Onlar, kralcılar tarafından alaya alınmışlar, horgörülmüşler ama yüce görevlerini yani cumhuriyeti kurma ve koruma ile ilgili olan ülkülerini sürdürmüşlerdi. Robespierre, 1792 yılının Mayıs-Ağustos ayları arasında yayınladığı “Anayasa savunucusu” adlı gazetede ilkelerini şöyle açıklıyor:

Ben bir Cumhuriyetçiyim, evet, eşitlik ilkelerini ve Anayasa’nın halka sağladığı kutsal hakların işlemesini savunuyorum. Kime karşı? Anayasa’yı kendi çıkarlarına alet etmek isteyen entrikacıların tehlikeli sistemlerine karşı… Devletin anayasaları halk için yapılır. Halkı hiçe sayan bütün anayasalar, insanlığa karşı girişilen komplolardan başka bir şey değildir.”

Robespierre’in sözlerinden şunlar anlaşılıyor: Jakobenler halkçıdır, Cumhuriyetçidir, halktan yana bir anayasanın savunucusudur. Bu tanım, son günlerde “halktan kopuk aydın takımı” olarak verilmeye çalışılan Jakoben tanımına hiç uymamaktadır. Jakobenlerin ve onun nezdinde Kemalistlerin ülkemizde “halktan kopuk aydınlar” , “halkı küçümseyen entel grup”, “burjuva” olarak tanımlanıp Jakobenlerin yani Kemalistlerin bu yolla küçümsenmesine Robespierre şöyle yanıt veriyor: “Gücünü elinde tutan kimselerin ihanetine uğrayan, kendi hükümetince yabancı zorbalara terkedilip hakaretler, işkenceler gören; yasalar adına ezilip horlanan , soyulup soğana çevrilen halk acı ve kaygılar içinde çırpınıp duruyor. Dertlerinin kaynağını da , onları önlemenin yollarını da bilmeden… Devrimin başından biri kendini yöneten, entrikacıların oyuncağı, kendi bilgisizliğinin ya da kör inançlarının kurbanı olan halk, zaman zaman telaşa kapılmışsa da, yöneticilerinin sözlerine kanıp yatışmıştır.

Şimdi yukarıdaki sözlerin ülkemize çok uyduğunu kim yadsıyabilir? Demek ki Fransa Jakobenleri Fransa’nın devrim sonrası düştüğü durumu farkederek üzerine duyarlılıkla gitmmiş, halkı en az halk kadar düşünmüşler, halktan kopuk olmak bir yana; halkı örgütleyerek devrimi iç ve dış tehlikelerden korumuşlardır.

Cumhuriyetin ve Cumhuriyet militanları olan Jakobenlerin kaynağı Fransa; Türkiye’nin bugünkü durumunu 2 asır önce geçirmiş, Cumhuriyeti kaybetme tehlikesi yaşamış ve Jakobenlerin halkı örgütlemesi ve canları pahasına savaşmaları sayesinde Cumhuriyeti koruyabilmiştir. (Hiçbir Jakobenin eceliyle ölmediğini eklemek gerekir) Robespierre şöyle devam eder: “(Halk) Bugün içine düştüğü o uzun süreli son bunalım döneminde bile, kendi esenliği uğrunda alınacak yarım yamalak önlemlere, etkisiz ya da tehlikeli çarelere sırtını dayamaya hazır bir durumdadır hala…” Bu sözler bize Derviş’in Türkiye’ye geldiği ilk haftalarda önüne çıkıp “kurtar bizi Derviş!” diyen umutsuz halkı hatırlatmaktadır. Halk en küçük umuda sarılır hale getirilmiştir üstelik hükümetten de umutlarını çoğaltacak en ufak olumlu söz duyamamakta, hiçbir olumlu girişim görmemektedir. Uluslarası konjonktürü ve bu bağlamda Türkiye’nin içine atıldığı oyunları çok iyi gören ve bu konuda gece gündüz kafa yoran “kendisi için değil ulusu için çalışan” biz Kemalistlere Jakoben denmesi hakaret değil, övgü olarak algılanmalıdır. Dahası cumhuriyet militanlarına “yurtdışından beslenen kirli aydınlarca” jakoben denmesi ile, Fransa’daki kralcıların gerçek Cumhuriyetçilere “jakoben” demesi arasında hiçbir fark yoktur. Gerçek Kemalistlerin bu ön ad ile gurur duyarak çalışmalarını hızlandırmaları, devrimi koruma açısından çok önemlidir. Dış güçler tarafından iki asır önce yıkılmaya çalışılan Fransız Cumhuriyeti ancak Jakoben örgüt üyelerince kendi canları pahasına korunmuş ve yaşatılmıştır.

Jakobenlerin günümüz Kemalistlerine bazı önerileri (öğütleri) de vardır; onların deneyimlerinden ders çıkarmamız gerekmektedir. Şöyle ki: “Dertlerimizin başlıca nedeni hem yürütme, hem de yasama gücündedir. Devleti yıkıma sürüklemek isteyen yürütme gücünde ve devleti kurtarmayı beceremeyen yasama gücünde…

Diyelim ki sağlam, temiz ve aydın bir yasama gücü var karşımızda. Böyle olunca, yürütme gücü, devleti hiçbir biçimde yıkıma sürüklemeyecektir. Ama yasama gücü cılız ve bozuk ahlaklı olursa, o zaman da ister yürütme gücünün başı ile birleşsin, ister o gücü eline geçirsin, halkın başına bela kesilir.” (Robespierre 1792)

Bugün için yasama ve yürütme organlarımızın düzgün çalıştığını kim iddia edebilir? Yasama ve yürütme organları iyi çalışmayan bir devlet, devlet olabilir mi? Varlığını tam olarak sürdürebilir mi? Jakobenlerin ülke ekonomisi ve geçimiyle de ilgili olduklarını görüyoruz. Konvansiyon meclisinin ekonomik sorunlarla karşı karşıya kaldığı 1792’de Robespierre şöyle diyor: “Doğanın insan ihtiyaçlarını bol bol karşıladığı her memlekette kıtlık, yönetimin ya da yasaların bozukluğundan başka bir şeye yorulamaz. Kötü yasalarla kötü yönetimlerin kaynağı, sahte ilkeler ve kötü törelerdir. Fransa toprakları, halkının beslenmesi için gerekli olanın çok üzerinde ürün vermektedir. Bugünkü kıtlık yapma bir kıtlıktır. Bu durumun sonucu üzücü olabilir.

Bakın Jakobenler, satılmış egemenleri nasıl ve neyle suçluyorlar: “Yurdun bütün dostlarına kışkırtıcı, anarşist dediler. Kimi zaman da bu iftirayı başarmak için gerçek kışkırtıcı ve anarşistleri ortaya sürdüler. Büyük cinayetlerini örtbas etmek için onları halka maletmekte büyük ustalık gösterdiler. Zenginlerle yoksulların çıkarlarını birbirinden ayırdılar. Bütün eşitlik düşmanlarını kendi partilerine çektiler. Yönetimi ve bütün mevkileri ellerine geçirdikten, mahkemeleri ve devlet dairelerini buyrukları altına aldıktan, devlet hazinesine el koyduktan sonra bütün güçlerini halkın uyanmasını durdurmaya, kralcılığı ayıltmaya ve aristokrasiyi diriltmeye harcadılar. Halkın savunucularını ardarda baştan çıkardılar, çelemediklerine de işkence yaptılar. Erdemi yıldırmak, yurt düşmanlığını, kalleşliği ödüllendirmek uğruna halkın bütün gücü tüketilir, kurutulurken Cumhuriyet nasıl yaşayabilirdi?

Jakobenler görüldüğü gibi “yanlış yönetimlerin ve onların yandaşlarının” her zaman karşısında olmuş ve halkı savunmuşlardır. “Toplumdaki kötülükler hiçbir zaman halktan gelmez, hükümetten gelir. Başka türlü nasıl olabilir? Halkın yararı, kamunun yararıdır. Belli bir mevkide bulunan insanın yararı özel bir yarardır. İyi olmak için halkın sadece kendisini, kendisinden başkasına değişmemesi gerekir. İyi olmak için devlet memurunun kendini halka feda etmesi gerekir.

Bu sözlerin ülkemizdeki karşılığını düşünürsek Fransa’nın yaşadıklarının ülkemizde bir bir sahnelendiğini üzülerek görürüz. Devam edelim: “Her anayasanın amacı, kuramsal ve bireysel özgürlüğü hükümete karşı korumak olmalıdır. Yasa koyucuların unuttukları şey budur işte: Hepsi hükümetin gücünü korumaya çalışmış, hiç biri onu kuruluşundaki amacına getirmeyi düşünmemiştir. Hepsi halkın ayaklanmasına karşı sonsuz tedbirler almış ve bütün güçleriyle delegelerinin başkaldırmasını yüreklendirmiştir. Çünkü aç gözlülük, kaba güç ve kalleşlik bu dünyanın yasa koyucuları olmuşlardır. İnsan aklını bile bozarak onu kul köle etmiş ve insan yoksulluğunun suç ortağı yapmışlardır. Zorbalık ahlak bozukluğunu doğurmuş, ahlak bozukluğu da zorbalığı desteklemiştir. Bu durumda haksızlığı haklı göstermek ve zorbalığı tanrısallaştırmak için insanlar ruhlarını en güçlüye satmaya başlarlar. O zaman da akıl delilikten, eşitlik anarşiden, özgürlük düzensizlikten başka bir şey sayılmaz olur.

Jakobenler aşağıdaki sözün çok önemli olduğunu düşünüyorlardı. Kuşkusuz günümüz Türkiyesi için de çok uygun , hatta TBMM’ye asılası bir sözdü aşağıdaki: “Halk iyidir, vekilleri bozulabilirler. Hükümetin kötülüklerine ve zorbalığa karşı devayı halkın erdeminde ve egemenliğinde aramak gerekir.

Hükümetin ve milletvekillerinin “bozulmasına” karşı Jakobenlerin önerileri şunlardı:

1-İktidar süreleri kısa olmalı. Bu ilkeyi özellikle güçleri daha yaygın olanlara uygulamalı.

2-Hiç kimse aynı zamanda bir çok görev almamalı.

3-İktidar bölünmeli: çok ürkünç bir gücü birkaç kişiye verecek yerde kamu görevlilerinin sayısını arttırmalı.

4-Yasama ve yürütme güçlerini bribirinden özenle ayırmalı.

5-Yürütme gücünün çeşitli dallarını olayların akışına göre elden geldiği kadar birbirinden ayırmalı ve ayrı ellere bırakmalı. Bugünkü düzenin en büyük kusurlarından biri bakanlık alanlarının gereğinden fazla geniş olmasıdır. Her ne bahane ile olursa olsun, özellikle kamuoyunu biçimlendirmek gerekçesiyle olsun, yöneticilere büyük paralar vermekten kaçınmalısınız.”

Ulusun tümü vekillerinin davranışlarını öğrenmek, bilmek hakkına sahiptir.”

Jakobenler dış güçlerin de bozgunculuğunun farkındalardı: “Dışarıda bütün zorbalar bizi kıskaç içine almışlar. İçeride de zorbalığın dostları elbirliği etmişler: cinayetleri umut diye bir şey bırakmayıncaya kadar elbirliği devam edecek. Ya Cumhuriyetin içeride ve dışarıdaki düşmanlarını boğazlayacağız ya da Cumhuriyetle birlikte yokolup gideceğiz. Bu durumda politikanızın ilk kuralı, halkı akıl; düşmanları da yıldırı yoluyla yönetmek olmalıdır…

Zorbalık ta , suç ta ezilmelidir. Bazı kimseler kralcılara karşı hoşgörülü olmalı diyorlar. Namussuzlara acımalıymış! Hayır. Acınacaksa eğer suçsuzlara, güçsüzlere, mutsuzlara ve insanlığa acımalı! Cumhuriyette cumhuriyetçilerden başka yurttaş yoktur, ötesi haindir. Kralcılar, komplocular onun gözünde yabancı, daha doğrusu birer düşmandan başka bir şey değildir. Özgürlüğün zorbalığa karşı sürdürdüğü bu korkunç savaş bölünmez bir savaş değil mi? İçerideki düşmanlar, dışarıdaki düşmanların birleştikleri, yurdu içinden parçalayan katiller değiller mi? Bunlar, halk temsilcilerinin vicdanlarını satın alan entrikacılar, onları satan hainler, halkın davasına leke sürmek, erdemini yoketmek, kardeş kavgasını körüklemek ve manevi karşı-devrim yoluyla politik karşı devrimi hazırlamak amacıyla satın alınmış yergici yazarlar değiller mi? Bütün bu adamlar, hizmet ettikleri zorbalardan daha mı az suçludurlar?Daha mı az tehlikelidirler?

Jakobenlerin bize bıraktığı aşağıdaki fikirsel mirası hiç unutmamamız gerekir: “Ahlaksızlık zorbalığın temeli, erdem de cumhuriyetin özüdür. Cumhuriyeti kurmaya çalışan devrim, cinayet yönetiminden adalet yönetimine geçişten başka bir şey değildir.”

Demokrasi, kendi eseri olan yasalarla yönetilen halkın, bütün yapabileceğini kendinin yaptığı, kendi yapamadığını da temsilcilerine yaptırdığı bir düzendir.”

Jakobenlerin önde gelenlerinden Saint-Just ise çok daha coşkulu ve cüretlidir; “Halkın birliğini iyiden iyiye sağlamlaştırmak, federalizmi ortadan kaldırmak, yalnız hainleri değil ilgisizleri, eli kolu bağlı durup Cumhuriyet için hiçbir şey yapmayanları da cezalandırmak gerektiğini” savunur… Çünkü Saint-Just’a göre, “Fransız halkı istemini açığa vurdu vuralı, halkın dışında, berisinde kalan ne varsa onun düşmanıdır.” Ve Saint-Just, 29 Kasım 1792’de Konvansiyon meclisinde Cumhuriyet hakkında şöyle seslenmiştir: “Yurttaşlar, Kartacalı bir askerin Annibal’e söylediğini, bizler halka söyleyebiliriz:- Sizler yenmesini biliyorsunuz ama zaferden yararlanmasını bilmiyorsunuz.- Zorbalığı ortadan kaldıran cömert yürekli insanlar, kendilerini yönetmesini ve korumasını bilmiyorlar mı?” Saint-Just konuşmasına şöyle devam ediyor: “Mutlu olmayan bir halkın vatanı yoktur. Hiçbir şeyi sevmez o. Bir Cumhuriyet kurmak istiyorsanız eğer, ahlakını bozan kararsızlık ve yoksulluktan halkı kurtarmaya çalışmanız gerekir. Cumhuriyet istiyorsanız eğer, öyle yapın ki halk erdemli olma cesaretini bulabilsin kendinde… İnsanda gurur olmadan SİYASAL ERDEM OLMAZ…Geçim sIkIntısı içinde gururu olamaz insanın. Boşuna düzen isteyip duruyorsunuz. İyi yasalarla düzeni yaratmak sizin elinizde.

Bir devletteki törelerin de, özgürlüğün de kaynağını, yöneten insanın kafa yetmezliğinde aramak gerekir. Yasalarımızı emanet ettiğimiz kimseler, az ile yetinmeye zorlanmalıdırlar. Ta ki kamu ruhu ve beğenisi, yasa sevgisinden, yurt sevgisinden doğabilsin. Halk, yüksek devlet görevlilerine saygılı olmalıdır. Onlara ne dalkavukluk etmelidir, ne de korkmalıdır onlardan. Yasalara, onların istemi gözüyle bakmamalı, çünkü çok geçmez yasalar halkı yönetecek yerde onu ezmeye yarayabilirler.

Ve çok önemli bir konuya değinir Saint-Just: “Mutsuzluğumuzun bir nedeni de devlet hazinesinden sorumlu kişilerin iyi seçilmemesidir. Görevler parayla satın alınmaktadır. Onları satın alanlar da iyiliksever değil. Düzenbazlar kazık kakmış durumdalar bu görevlere. Yönetim kadrosundan bir düzenbazı kovuyorsunuz, bir başka kadroya geçiveriyor..” “Cumhuriyette hiçbir düşünce yoktur ki ortak yarardan üstün gelebilsin.

Özgürlük düşmanlarının gösterdiği cüreti, özgürlüğü savunanlar da göstermeli.

Yabancılar nerede güçsüz ya da satılmış bir adam bulurlarsa okşarlar onu, herşeyi vaadederler ona. Hiçbir şey umurlarında değildir yabancıların, elverir ki, bir takım avanaklarını ayartabildiği büyük gücün tuzağına düşen bu ülke, köleleştirilmiş olarak Avrupa’nın ayakları dibine serilsin paramparça...”

Aslına bakarsak Jakoben’in asıl anlamı “devrimci” dir. Devrimi koruyan kişilere Jakoben denilmektedir. Saint-Just devrimciyi (ülkemizdeki devrimcilere de ilginç gelecek biçimde) şöyle tanımlar:

Devrimci bükülmez. Ama sağduyuludur, azla yetinir, alçak gönüllülük gösterisinde bulunmaz, sade bir insandır. Her çeşit yalanın, suça göz yummanın, bütün yapmacıkların amansız düşmanıdır.. Amacı Cumhuriyet’i başarıya ulaştırmak olduğu için onu sansür etmeye kalkmaz. Ama Cumhuriyet düşmanlarını bağışlamaz. Cumhuriyet’e dil uzatmaz, ama aydınlatır onu. Devrimin temizliği konusunda kıskançtır. Devrimden söz ederken saygılı davranır. Devrimci insan onurlu insandır. Uygardır. Tatsızlığa kaçmadan açık yüreklidir. Kendi kendisiyle barış halindedir. Devrimci insan, kötülere karşı amansız ama duyarlıdır. Yurdunun mutluluğuna ve özgürlüğünün zaferine öylesine kıskançça bağlıdır ki, hiçbir düşüncesiz davranışta bulunmaz. Kavgalara katılır, suçluların peşine düşer, suçsuzları da mahkemelerde savunur. Devrimci insan gerçeği söyler; gerçek öğretsin, aydınlatsın ister, yoksa bozsun diye değil. Devrimci bilir ki, devrimin güçlenmesi için eskilerin kötülüğü oranında iyi olmak gerekir. Onun dürüstlüğü, ruh inceliği değil bir yürek niteliğidir. Marat, kendi evinde yumuşak bir insandı. Yalnız hainlerin içine korku salardı. J.J. Rousseau, bir devrimciydi. Ama hiç te saygısız değildi kuşkusuz. Son olarak diyorum ki: devrimci insan, sağduyu ve dürüstlük kahramanıdır. Marat ne diyor bakınız özgürlük hakkında: Ben sınırsız düşünce özgürlüğü isteyenlerden değilim. Bu özgürlük ancak, yurdun gerçek dostları için sınırsız olmalıdır ve yurttaşlığa aykırı sorunları kışkırtmak benim gözümde bir suçtur. Tıpkı baskıcı yuvalara boyun eğmeyi öğütleyerek işlenen bir suç gibi. Ilımlıların sisteminde , halkın kurtuluşu sahte bir insanlık sevgisine kurban edilmektedir. Onlar düşünce özgürlüğünü çiğnemek bahanesiyle devrim düşmanlarına devletin altını üstüne getirme özgürlüğünün bırakılmasını istiyorlar.”

Fransa’da yaşamış ve Cumhuriyet ülküsü uğruna savaşmış Jakobenler işte bunları söylüyor. Biz devrimcilere fikirsel miraslarını yukarıdaki sözleriyle bırakıyorlar. Biz Kemalistlere Jakoben diyerek küçümsediğini sanan, özgürlüğü ağzında evirip çevirip Cumhuriyete ve demokrasiye karşı bir silah haline getiren, ülkede ırk ve din ayrımı yoluyla bölücülük yaratmak isteyen dış güçlere maşalık eden, Cumhuriyet düşmanları ile kol kola giren, elele tutuşan, tüm bunları da “aydın, entelektüel insan” etiketiyle yapan tüm yoz aydınlara, satılmış yazarlara ve onları besleyip büyüten medyaya selam olsun…

http://www.geocities.com/kemalistler/jakobenler.htm

Reklamlar

Mayıs 31, 2007 - Posted by | türkiye | , , , , , , , ,

Henüz yorum yapılmamış.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: