Akp Gerçeği

Vatana İhanetin Belgeleri

Said-i Nursi kimdir?

1877 yılında Bitlis’in Hizan ilçesine bağlı Nurs köyünde doğan ve 24 mart 1960 tarihinde ölen ve bidayette Saidi Kürdi diye anılan bir şahsın esas gayesi, Türklüğü tahrif ederek ayrı bir Kürt devleti kurmaktır. Nitekim yaşamı boyunca bu amacını gerçekleştirmek için etkinlik göstermiştir. Doğduğu bölgeden İstanbul’a gelen Said-i Kürdi, 31 Mart ayaklanmasına katılmış, Milli mücadele döneminde Kürt Teali Cemiyeti kurucuları arasında yer almıştır.

(kaynak Marmara Brifingi: Orgeneral turgut Sunalp, Korgeneral Abdurrahman Ergeç, Tümgeneral Recai Engin, Tümgeneral, Memduh Ünlütürk, Tümgeneral Fazıl Polat, Kur. Alb. Fikret Küpeli…)

Bu zamandan 1950′ye kadar risaleleri yaymaya ve cemaatini büyütmeye devam etmiştir. 1950 sonrasında yazmış olduğu risalelere dayanan cemaatini iyice güçlendirmiş ve bu dönemki DP hükümeti le işbirliğine girmiştir. Atatürk’ün başlatıığı toprak reformunu yarıda bırakarak bölgesinin ağalara ve şeyhlerin elinde kalmasında büyük pay sahibi olan Said-i Nursi zamanın iktidarı Adnan Menderes tarafından eli öpülerek el üstünde tutulmuştur. 1960 ihtilaliyle birlikte Adnan Menderes ve diğerleri asılmıştır. Said-i Nursi’nin cesedi de İhtilal subayları tarafından ortadan kaldırılmıştır.

Volkan Gazetesi

Şeriat devleti isteyenlerin bütün hareketlerinin gerisinde emperyalizmin çirkin yüzü sırıtmaktadır. 31 Mart irtica olayında da Derviş Vahdeti‘nin ve Melanzade Rıfat‘ların iplerini elinde tutan gerçek güç emperyalizmdir. 15 Aralık 1908 tarihli Volkan, İngilizlerin adem-i merkeziyetçiliği sayesinde Kıbrıs’ın “küçük bir İsviçre” haline geldiğini ileri sürmektedirler. Oysa ki Kıbrıs İngiltere hükümetinin Osmanlı’dan alacaklarına akrşılık rehin aldığı fakat ilk bahaneyle el koyduğu veişgal ettiği, nüfusunun da Yarıya yakınının Türk olduğu bir topraktır. İngilizlerin burayı tek kurşun bile sıkmadan dalavereyle ele geçirmesini ve sömürge kurmasını Volkan gazetesi alkışlamaktadır. 8 Nisan 1909 tarihli Volkan: “İngiliz Hükümetinden, kuvvetli, mütefennin, her surette müterakki, hami-i insaniyet bir hükümetin mevcudiyetini hala mutasavver mir?” diyerek bugünkü Amerikan dalkavukluğuna andırır biçimde İngiltere’nin her yönden propagandasını yapmaktadır. İşte 31 Mart olayının başkahramanı Derviş Vahdeti dahi, günümüz Amerikan şeriatçılarına benzer biçimde koyu bir İngliz İngiliz şeriatçısıdır. 31 Mart yobazları önlerine çıkan ilerici subayları şehit ettikleri halde hristiyan kafirlere karşı davranışlarında son derece “centilmen”dirler. Yobazlara 31 Mart günü yollarda rastladıkları hristiyanlara korkmamaları için teminat vermişler, yabancı elçiliklerin kapılarına da nöbetçiler dikmişlerdir. İsyandan sonra hükümet 31 Mart olayında ünlü “Intelligence Service”e mensup İngiltere elçiliği baştercümanı Fitz Maurice ile onun ihzmetindeki yerli işbirlikçilerin marifetlerini saptamışlar ama bu konuyu kurcalamaktan kaçınmışlardır.

31 Mart Ayaklanması

Halkın temsil edildiği parlamentonun kaldırılarak, Padişahın mutlak egemenliğinin geri getirilmesi için çıkan ve sloganı: “Halk burada çoban nerede?!” olan bu ayaklanma Mustafa Kemal Atatürk‘ün komuta ettiği Yıldırım Orduları tarafından bastırılmıştır. Bu ayaklanmada önemli rol oynayan Volkan gazetesi‘nde de yazıları çıkan Said-i Kürdi Isparta’ya sürülmüştür.

Kürt Teali Cemiyeti

1. Dünya savaşında yenilince yurd emperyalistler tarafından daha önce yapılmış anlaşmaya uygun olarak işgale başlandı. Ülkenin her yerinde Yunan ayrılıkçısı, Ermeni ayrılıkçısı Kürt ayrılıkçısı cemiyetler türemeye başladı. Isparta’daki sürgünden memleketine dönen Said-i Kürdi yine İngilizlerin işgal planına uygun olarak Doğu’da ve güneydoğuda İngiliz hükümeti destekli bir Kürdistan kurulması amacıyla “Kürt Teali Cemiyeti” kurucuları arasında yerini aldı.(kaynak: Marmara brifingi, 1971)

Bir yandan işgalcilerle mücadele eden Ankara hükümeti bir yandan da İngiliz destekli gerici isyanları bastırmakta başarılı olunca Said-i Kürdi bu sefer M. Kemal’le görüşmek için Ankara’ya gitti. Amacın şeriat devleti kurmak olmadığını, ulusal temele dayanan devlet kurmak olduğunu anlayınca bundan vazgeçti.

Bugün dahi Nurculukta cuma namazı kılınması farz kabul edilmez. Çünkü Said-i Kürdi’nin anlayışına göre ülke hala “müslüman” değildir. “Dar-ül harp”tir. Yani şeriatı getirmek için savaşılması geren topraklardır. Bu anlayışa uygun olarak çıkan ve arkasında İngiliz desteği olduğu resmi belgelerle kanıtlanmış olan Şeyh Sait isyanına katıldığı için İstiklal Mahkemesince yargılandı ve birçok ilde sürgün yaşadı. İngiliz destekli bağımsız Kürdistan isteyen bu ayaklanma birçok şehrin yıkımına, ordunun büyük ölçüde kayıp vermesine ve misak-ı Milli sınırlarımız içinde olan Musul ve Kerkük’ün İngilizlere kalması ile sonuçlandı. Nur cemaati’nde Atatürk’ün “Öküz aleyhisselam”, “Beton Kemal”, “Deccal” gibi isimlerle anılmasınınn arkasında bu şeriatçı ayaklanmaların uğradığı hezimetler yatmaktadır.

Risaleleri ve fikirleri

Said-i Nursi’nin yaşamı boyunca yazmış olduğu risalelerin tümüne “Risale-i Nur Külliyatı” denir. Türkçe konuşan insanların %90′ının anlayamayacağı bir dil kullanan(ve kişisel düşünceme göre hiç de derin anlamı olmayan ve birbirinin tekrarı niteliğinde olan) bu eser, başlarda cifir’in İslam dışı olduğunu söylediği halde (“cifir…, gaybı Allah’tan başkası bilmez ayetine karşı edep dışı bir davranıştır”) (bkz. Lem’alar s. 39(yazıldığı tarih 1957) daha sonraki kitaplarında sık sık cifir kullanarak kendisinin ve yazdıklarının ne kadar yüce olduğunu anlatır. Buna örnek vermek gerekirse: “-… İçlerinde bedbaht olanlar da said olanlar da vardır- anlamındaki ayetin cifir yyönünden sayı değeri 1303 eder. Hud Suresinde -Emrolunduğu gibi hareket et-, anlamında bir ayet olduğu gibi Şura suresinin 2. ayetinde de aynı anlamda bir ayet vardır. -Vav-la başlayan Şura suresindeki ayetin cifir yönünden sayı değeri de 1309 eder. Bu tarihte bütün muhataplar içinde özellikle birine Kur’an adına iltifat ediliyor, doğru olmak yolunda buyruk veriliyor. Birinci tarih(1303)de ise, Risale-i Nurlar müellifi(Said-i Nursi)nin ilim tahsiline başladığı tarihtir. İkinci ayetin tarihi ise O müellif(Said-i Nursi)nin harika bir şekilde pek az bir zamanda ilimce en son noktaya ulaştığı(!), tahsili bitirdikten sonra ders vermeğe başladığı ve 3 ayda, bir kış içinde, 15 senede ancak okunabilen 100′den çok kitap okuduğu ve o zamanın o muhitte en ünlü alimlerinin yanında o 3 ayın mahsulu fakat 15 yılın mahsulü kadar olan ilimleri kazandığı, ne kadar büyük bir alim olduğunu; hangi ilimden olursa olsun sorulan her soruya en doğru cevabı vermekle ispat ettiği tarihe rastlar.”(Tasdik-i Gaybi, s. 61-62, yıl 1958) Ayrıca Hz. Ali’nin vbg. İslam Dünyası’ndaki ünlü kişilerin sözlerinden cifir yaparak kendisini haber verdikleri anlamını çıkartır. Oysa İslam’da gelecekten haber vermek yasaktır!… Said-i Nursi bir yerde de kendisini şöyle tanıtır: “İngiltere’nin en yüksek bilim kurulu, Şeyhülislamlık’a 6 soru sorup cevabını istediği zaman; o 6 soruya 6 kelimeyle cevap veren; Yabancıların en çok önem verdikleri ve bilginlerinin en esaslı düstur saydıkları ilkelerine, gerçek ilim ve marifetle karşılık verip üstün çıkan; …. Gerek Avrupa filozoflarına, gerek ülemasına ve gerek okullarda yetişmiş olanlara meydan okuyan, kendisi hiç soru sormadan sorulan soruları eksiksiz cevaplandıran…”(Lem’alar Risalesi) İşte Said-i Nursi böyle üstün bir kişi olduğunu kendisi anlatıyor…

Ayrıca İzmir ve Erzincan Depremleri için şöyle dediğini F. Gülen kendisi naklediyor:”Ya oralarda hiç hizmet eden yoktu(dine hizmet eden) veya onlar yenik durumda idiler ki bu bela başlarına geldi.”. Yani müslümanı varsa bile azınlıktıaydı. Depremler bu yüzden olmuştu. Fethullah Gülen de bu söze dayanrak şunu ekliyor ( Prizma 2 sf 66): ” -Devlet bu belayı hazrıladı, altyapı hazır değildi, inşaat ruhsatı verilmemeliydi vs.- diyorlar. Halbuki İslam inancına göre maziye ve musibetlere kader açısından bakılır. Artık bu safhada bize Allah’a tevekkül etmek düşer. Yoksa böyle bir bakış açısı, musibeti Üstad’ın ifadesiyle ikileştirir.”

Adnan Menderes ve Said-i Nursi

“Ben kütüğü aday göstersem milletvekili seçtiririm.”, “İstersem hilafeti geri getiririm” söylemlerinde bulunan ve Anaaysayı ihal ederek diktatörlük yolunda giden Adnan Menderes Doğu’daki ve Güneydoğu’daki şeyh, ağalık oluşumu düzeltmek için Atatürk döneminde başlatılan toprak reformunu sürdürmek bir yana oranın sömürücüleri olan ağalarla ve şeyhlerle işbirliğine girmiştir. Said-i Nursi’nin de elini öpmek seviyesine kadar düşerek cemaate hoş görünmeye çalışmış ve başarılı da olmuştur. Yetiştirilmiş beyinleri ülkeye kazandırmak için Atatürk tarafından kurulmuş olan köy enstitülerini kapatan ve yerine imam hatip okuları açan, demiryollarını “komünist işi!” diye bırakan ve ulaşımda, sanayide, ticarette ülkenin geri kalmasına yol açan Adnan Menderes ülkeyi Amerikan benzinine bağımlı kılmayı tercih etmiş, ABD’nin isteği üzerine uçak fabrikasını kapatmıştır. Demiryollarına halen bir çivi bile çakılmamış olması ülkemizin Mobil, BP gibi AB güdümlü sermayenin bir nuamralı sömürgesi yapmakta, Avrupa’nın toplamında daha çok kamyona sahip olmamıza neden olmakta ve trafik kazalarını bir katliam boyutuna çevirmektedir. Bütün bunların sorumlusu halka gerçekleri anlatmak yerine cemaat bilinci aşılayıp uyutanlardır.

Nurculuk Cereyani (*)

Dinci, gelenekçi çevrenin bir temsilcisi olduğu “şakirtleri” tarafindan belirtilmiş olan Said-i Nursi (31 Mart Olaylarindan Said-i Kurdi) ye baglanan cereyan Nurculuk adini almiştir. Said-i Nursi taraftarlari, Nursi’yi “misilsiz, muellif, hakikat kahramani, Butun islam aleminin muhtac oldugu bir filozof” olarak tanimlamişlardir. Ilmi degeri bakimindan “Aristo’yu, Ibni Sina’yi, Ibnirrust’u, Farabi’yi” geride biraktigi da muritlerince iddia edilmiştir. Manevi sahada Turkiye’nin Gandisi oldugu belirtilmiştir. Eseri “Risale-i Nur” Kuran-i kerim’in yirminci asirdaki tefsiri sayilmiştir.(115) Bu hukmu, eseri hakkinda bizzat Said-i Nursi de tekrarlamiştir. Risale-i Nur’a kimsenin mani olamayacagini, onun manevi bir polis oldugunu, dunya barişini saglayacak kudretini kendisi de belirtmiştir. Bu bakimdan iktidar partisi (DP) ve eski iktidar partisi (CHP), Risale-i Nur’a minnettar olmalidir, cunku o belalari defeder. O’na hucum edilirse mutlaka bir bela ile karşilaşilir. Nitekim bir eseri ile ilgili yapilan bir arama sirasinda sifirin altinda 18 derece soguk olmuştur. (116)

Said-i Nursi’nin Kuran’i yorumlayan yazilari yaninda siyasi ve sosyal fikirlerini içerenler incelendiginde bu alandaki fikirlerinin ilmi açidan zayif olduklari gorulmektedir. Genel olarak Said-i Nursi’nin fikirleriyle dinci çevrenin savundugu fikirler arasinda birlik vardir. Said-i Nursi ve talebeleri, Cumhuriyet’in 1950 senesine kadar olan devresini mutlak bir istibdat (dikta) saymişlardir. Bu zaman içinde pek çok tekliflerinin sonuçsuz kaldigini da uzuntuyle kaydetmişlerdir. Said-i Nursi 1950 genel seçimlerinden sonra başlayan devreyi fikirleri için bir kabul ve gerçekleşme devri saymiştir. Said-i Nursi genel olarak teokratik bir devlet şeklinin taraftarligini yapmiştir. Bu fikrini El Hutbei şamiye başlikli 31 Mart olayini konu edinmiş bir risalesinde ileri surmuştur. (117) Bu suretle laiklik prensibini de tamamen reddetmiş olmaktadir. Mesela şapka giyimi ona gore islam’in geleneksel kanunlarina muhaliftir, çarşafa gelince, kadinlar için bir ” kale ve siper” anlamindadir. (118) Açik bacak ve yarim çiplak kadinlar iman ehline saldirmaktadirlar. Çiplak bacaklar, “cehennem odunlari” dir. Cehennemde yilan suretinde gorunurler. Tesetture uymayan kadinlar cehennemde azap çekeceklerdir.(119) Çok kadinla evlenmeye gelince, bir erkek birden çok nikah altina alinamayacagi gibi, başka kadinlari da nikah edebilir. (120) Kadinlarin boşanmak için mahkemeye başvurmalari “islam onuruna ve milli şerefe” yakişmamaktadir. (121) Ogretim alaninda da Said-i Nursi’nin bazi fikirleri ve teklifleri vardir. Bir anne çocugunu hafiz mektebinden alip Avrupa’ya gondermekle çocugunun ebedi hayatini tehlikeye koydugunu duşunmemektedir. (122)

Yuksek ogretim alaninda Said-i Nursi’nin dikkat çeken teklifi “doğu üniversitesinin” kuruşuşudur. Bu universite Kahire’deki “camiulezher” in kizkardeşi olacaktir. Ögretim dili bakimindan “Arap vacip, Kürt caiz, Türk lazım” (123) şark üniversitesi geleneklere dayanmalidir. “Batılılaşmaya ve medeniyete muhtacız” tezi bu universiteye uygulanamaz. (124) Istanbul Universitesinde ileride bir “Nur medresesi” açilmalidir. (125) Said-i Nursi “Başbakan ve dindar milletvekillerine” hitaben yazdigi bir mektupta laiklik prensibinin uygulanma şekli hakkindaki fikirlerini açiklamiştir. Siyaset gizli dinsizlige degil, dine alet edilmelidir. Bu goruş bizi Said-i Nursi’nin natililaşma meselesi uzerindeki duşunceleriyle karşilaştirmaktadir. Islamiyet milliyetinden faydalanacak yerde , batililaşmak dalalete, sefahate, yabanci politikaya dayali bir yaşayiş şekli sayilmiştir. Gizli munafik ve zindiklar, batililaşmak bahanesiyle, dini siyasete alet etmişlerdir. Avrupa, kulturuyle maddeten islam alemini yenmiş olabilir. Fakat dinen yenememiştir.Islam dunyasinda Avrupa kulturuyle iyileştirme (islahat) yapilamaz.(126) Avrupa medeniyeti artik “kurtlanmiş bir agaç” halindedir ve Asya medeniyetine yenilecektir. Cumhuriyet rejimini kurmak için “Avrupa’ya dilencilik etmek, islama buyuk cinayettir” Zira islam bu rejimi 13 asir once getirmiştir.(127) Nurculuk hareketi bir aksiyon cephesine de sahip olmuştur. Said-i Nursi propaganda gezilerine çikmiş, genel ortami oldukça meşgul etmiştir. Zamanin iktidari bu hareketi desteklemiştir. Said-i Nursi’nin olumunden sonra Nuculugun durakladigi ve “ittihadi muhammedi firkasi” hakkinda soyledigi gibi bir tunele girdigi soylenebilir. Bu hareketin Turk devrim prensiplerine muhalefetleri kayda deger ozelliktedir.

(*) : 1996 Tarik Z. Tunaya, Turkiye’nin siyasi Hayatinda BATILILASMA HAREKETLERI, sf 190-194 115- Risale-i Nur hakkinda Ankara Universitesinde verilen konferans (Ankara 1957)- Eşref Edip : Risale-i Nur muellifi Bediuzzaman Said-i Nursi (ıstanbul 1952- 1317) 116-Bediuzzaman Hz. Said-i Nursi nihayet konuştu. (Hur Adam No. 344- 20 şubat 1959, s 1-4) Ankara’da Nurcular hakkinda devam eden mahkeme safhalari ve Avk. Bekir Berk’in savunmasi için Bkz Hur Adam No 311 den itibaren Said-i Nursi’nin Tesettur Risalesi hakkinda uyesi bulundugumuz bilirkişi heyeti , verdigi rapor dolayisiyla dokuz imzali bir tehdit mektubu almiştir. (1952) Bu raporda da Risale-i Nur’un tedrisati sayesinde on beş haftada islah olduklari da belirtilmiştir. 117-Bu kitabin çeşitli baskilari vardir. 1953 senesinde elimize geçen bir nushasiyla , 1957′de basilan nusha arasinda yazilarin başliklari ve yazilar bakimindan farklar vardir. Bu kitabin son baskisi şu başligi taşimaktadir: Hutbe-i şamiye namindaki Arabi Risale’nin Tercumesi (Antalya-1957) 118-Bediuzzaman , Yirmidorduncu Lem’a (Hanimlar rehberi, Istanbul 1958, sf 24-27) 119-Birden ihtar edilen mesele-i muhimme (Gençlik rehberi, Istanbul 1951, sf 14-15) 120-Bediuzzaman , Yirmidorduncu Lem’a sf 24 121- Bediuzzaman : Ehli iman ahiret taifesi olan kadinlar taifesi ile bir muhaveredir . (Hanimlar rehberi, sf 5-6) 122-123 Ayni yazi 124-Bediuzzaman Said-i Nursi’nin şark universitesi açilmasina girişildigi sirada cumhurbaşkani ve başbakan’a gonderdigi dilekçeden bir parça (Hur Adam No 33- 26 Aralik1958) s 2 Ayni mektup metni için Bkz Risale-i Nur hakkinda Ankara Universitesi’nde verilen bir konferans s 75-78 125-Bediuzzaman gençlik rehberi s 77 126-Said-i Nursi’nin 1923 tarihinde Millet Meclisi’ne hitaben yazdigi bir hutbe:(Hur Adam No 320- 12 Eylul 1958, s 1) 127- Badiuzzaman: Hutbei şamiye (bkz 117)

Kaynakça; TGSG

About these ads

Mart 23, 2008 - Posted by | Fethullah Gülen | , , , , , , , , , , ,

51 Yorum »

  1. Sayın Tayyip ERDOĞAN bilirmi oturduğu makamın ciddiyetini. Bakın dinden imandan bahseden zat saçı bitmedik yetim hakkı yiyor ve yediriyor. bu müslümanlığa sığarmı. paşakaş çekilen devletin fabrikaları arsaları rafinerilerinin hesabını muhalefet soramıyor biz davamızı artık ilahi adalet’e bıraktık orada verirler tabi buna ön ayak olan tarikat şehleri cemaat liderleride ilahi adalet önünde hesap verecekler şimdilik bu kişiler günlerini gün etsinler milletin sırtından kurban kessinler

    Yorum tarafından batuhan korkmaz | Nisan 27, 2008 | Cevapla

  2. ne olursa olsun 1.000.000.000 laik bir saidi nursi kadar etmez.bu akıllarına eklesinler. yada küpe yapsinlar. haaaaa kailki acaba ahiretde de var mı. oarada bizi mustafa kemal atatürk mü karşılayacak…. ooooo hoşgeldiniz laik arkadaslar mı diyecek acaba. çok merak ediyorum. bu konuda uzman arkadaslar bana yardım edermisiniz.

    Yorum tarafından süleyman | Haziran 29, 2008 | Cevapla

  3. benim örnek aldığım atatürk beni ahiretde nasıl karşılayacağı. oarada da kurtardığı bir vatan var mı?_ bize oarada yer hazırladı mı. ben orada laik eğitim bakan yardımcı olabilirmiyim acaba. yada bana oarada laik bir devletde memur yapabilr mi. maaşı az olsun ama nede olsa zamanda bitmeyecek o para bana yeter mi acaba.

    Yorum tarafından süleyman | Haziran 29, 2008 | Cevapla

  4. Atatürk elbette seni ebedi alemde karşılamayacak. Kimsenin öyle bir iddiası olmadığını, sizde ,herkezde çok iyi biliyor Süleyman Bey Kardeşim.Ayrıca laik insan , müslüman insan diyede bir ayırım zaten ‘armutmu daha faydalı yoksa flash bellekler mi?’ sorusuna cevap aramak kadar şaçma.İnsanlar laik olmaz . İnsanlar bir dine mensup veya dinsiz olabilir. Laiklik ise bir inanış biçimi değil rejimin bir özelliğidir. Şahsi kanaatimce bir memlekette vicdan özgürlüğünün yaşanabilmesinin de gereğidir. Bu yüzden insanlara sankı ateist der gibi ‘laik’ diye hitab etmeniz ya cahilce veyahut kötü niyetli bir harekettir.
    Atatürk bizlere ; içinde kimsenin bize hükmetmiyeceği kendi özgür irademizle alnı açık , başı dik yaşayabileceğimiz bir ülke kurmak için çalıştı. Kendi nefsi veya milleti için yaptıklarının onu ebedi alemde götüreceği sonucun takdiri yalnızca Allah(cc)’a aittir. Bizler bu gibi konularda hüküm veremeyecek kadar bilgisisiz.
    Ancak şu açık bir gerçek ki eğer ebedi hayatımızı kazanmak istiyor isek , bu sınav dünyasında emeğin , uğraşın ,sabrın, ibadetin hakkını vermeliyiz. Kurulmuş bu güzel Cumhuriyetimizde iman sahibi insanların ebedi hayatları kazanmak için çabalayabilecekleri mükemmel bir ortamdır. Aynen Allah(cc)’ın bizleri yaratarak özgür irademizle bizleri bu sınav dünyasına gönderdiği gibi. Yoksa bazılarımız Kuran-ın emirleri ışığında yaşayabilmek için sırtında sopayamı ihtiyaç duyuyor.
    Gerçek şuki ; iman ehli ecdadımızı taa Haçlı seferlerinden tutunda yakın tarihte Yemen’de, Trablusgab’da,
    Çanakkale’de, Sarıkamış’ta, Sakarya’da bozguna uğratmaya çalışanlar ; Kuran’ı bırakmayacağımızı anlamış ,ellerine Kuran’ı almış tatlı pozlar vererek bu millete gerçek hizmetkar ecdadımızı bize öcü göstererek kafamızı karıştırıyorlar.Birtane yalanı araya sıkıştırıp bizi inandırabilmek için , içinde binlerce bildiğimiz doğrunun zikredildiği kitaplar yazıyorlar. Yüzlerce yılın din kisvesine sığınmış pençeleri kanlı kafirleri -katilleri diyalog diyalog diyerek memleketimizde cirit atıyorlar.
    Yazık ki cevap ta buluyorlar. Yermi kardeşim müslüman evladı diyor insan içinden. Ağlıyorum ki yediriyorlar , kahroluyorum ki yediriyorlar. Bize dayatıyorlar , içimizden bazılarını çeşitli şekillerde bağırttırıyorlar. Güya hak isteyen, sözümona bağımsızlık isteyen, Vatikan sponsorluğunda Amerikan malı (sözde)İslam şeriatı isteyen. Bu zındıkların hayalleri gerçeleşirse bize ipek seccadeler serecekler, gül sularıyla abdest aldıracaklar diyeceklerki yum gözünü hayaelselah, secdeye gideceğiz ve alnımızı kaldırdığımızda bir göreceğizki çocuklarımız zangoç olmuş tepemizde çan çalıyor.
    Onlara bu fırsatı verme Allahım.
    Bizlere aklında ilmıinden verki; onların bu tuzaklarına düşmeyelim. AMİN
    Şüphesiz herşeyin doğrusunu Allah(cc) bilir.

    Yorum tarafından Mehmet Yalçın | Temmuz 5, 2008 | Cevapla

  5. anlamadım gitti hakikati çarpıtma gayretlerini.islam ulemasının parlayan yıldızlarını karalama faaliyetlerini.
    bu siteyi yapanları şiddetle kınıyorum.ve onları tevbeye davet ediyorum (akp aleyhtarlığı için değil, said nursi gibi ulemayı karaladıkları için)biliniz bu yaptığınız hakikatı değiştirmelerinizin hesabını cenabı hak sizden soracaktır.
    ve şeriatı garrayı ahmediyeyi geri kafalılık olarak gören köhnemiş zihniyetiniz orada çok pişman olacaktır.zira şu alemde ayan beyan görenen paralayan tek hakikat islamdır.

    Yorum tarafından İSMİMECHUL SERDENGEÇTİ | Temmuz 9, 2008 | Cevapla

  6. ALLAHIM SEN BEYNİ YIKANMIŞ VE HATTA AKLI YERİNDEN ALINMIŞ YUKARDAKİ SÜLEYMAN GİBİ İNSANLARDAN ÜLKEMİZİ,DİNİMİZİ KORU!!!
    VE
    ÇOK TEŞEKKÜLER MEHMET YALÇIN BU KADAR İYİ AÇIKLADIĞIN İÇİN,TABİ ANLAYANA!!

    Yorum tarafından muratcan | Temmuz 9, 2008 | Cevapla

  7. mehmet yalıçın beye aynen katılıyorum başka söze gerek yok zaten.

    Yorum tarafından hakan | Temmuz 13, 2008 | Cevapla

  8. zeitgest belgeselindeki ana konu gibi tek tip
    tek parti AKP

    tek inanış şekli nurculuk şeklinde

    NE İSLAMI ANLATMAK NE MEMLEKETİ YÖNETMEK SIZLERE KALMICAK ALLAH (C.C) SIZLERDEN ELBET BU YAPTIKLARINIZIN HESAABINI SIZLERE SORACAK HİÇ ŞÜPESİZ

    FETHULLAH GÜLEN VE RECEP TAYİP ERDOĞAN MİSYONERDİR BU BÖYLE BİLİNE,SADECE BUNLARMI HAYIR ONLAR HER YERDE SOKAKTA CAMİDE ÖZELLİKLE TV DE HER YERDELER İNSANLARIN BEYINLERINI YIKIYORLAR
    AMAA BŞARAMICAKSINIZ…. ÇOK ŞÜKÜR.

    Yorum tarafından hakan | Temmuz 13, 2008 | Cevapla

  9. siz atatürkçüler gözünüzü yenilikler bürümüş aslında siz peygamber efendimizin sünnetlerini şimdik bit-a ve dalaletlerle karıştıryorsunuz gelin yarı yoldan dönün tövbe edin

    Yorum tarafından idris | Temmuz 21, 2008 | Cevapla

  10. ben ne akp nin nede fethullah gulenin dindarliktan anladiklarini pek sanmiyorum.cunku onlarin yapmis oldugu dindarlik siyasi dusuncelerine ve ideolojilerine paralel.onlar dini siyasete alet ediyorlar.

    Yorum tarafından parisli harun | Temmuz 27, 2008 | Cevapla

  11. ben bazi arkadaslarimizin saidi nursiyi niye bu kadar elestirdiklerini de pek anlamis degilim.bu konulari tartismak isteyen varsa tatli tatli konusalim.birbirimizi kirmadan

    Yorum tarafından parisli harun | Temmuz 27, 2008 | Cevapla

  12. ACABA BU YORUMLARIN ONAYLANMASI COK SURUYORMU ?CEVABINIZI BEKLIYORUM

    Yorum tarafından parisli harun | Temmuz 27, 2008 | Cevapla

  13. ulan sü…..man utanıyorum…. mubarek isimli insan sana küfretmeye sana. atama dıl uzatma atasız soysuz bıraz oku tarıh bıl atamı dınsız gostermeye calısan zıhnıyete aldanma, okuda her anlatılana kanma, baskalarının yanlıs bıldıgı doğru kabul ettıgını sende kendı doğrun yapma okuda her lafa kanma ve aldanma cahil!!!

    Yorum tarafından hayati | Ağustos 3, 2008 | Cevapla

  14. Arkadaslar saidi nursi türkiyeyi bire bir bölmeye calisan ingiliz yagcisi bir adamdir müslüman olabilir elhamdüllah bizde müslümaniz sizlerden tek istegim nerdeydik nereye gidiyoruz bunca yillik tarihin en serefli ülkesi ve ordusu biziz.Akp diyorsunuz ben akpli deyilim ama bugüne kadar hangi bir insan akp kadar bir is yapti sorarim size bundan önceki herkes ya baraj yada camii vaatleri ile oy aldi bana kalirsa simdiye kadar politikasi digerlerine bakarak daha düzgün bir parti.
    Atatürke atiyorsunuz atatürk hic bir zaman dine karsi cikmamistir kimeleri derki atatürk evleri bastirip kuranlari toplatti ama demiyorlarki neden bunu yapti ben söyleyim din ve devlet iliskileri birbirine karismasin diye cünkü atatürk kuran kurslari veya dine ait konular camilerde yapilsin istedi ama halen seriati savunan insanlar ataturkü din düsmani gösterip samanliklarda yada gizli gizli evlerde seriat üzerine dersler vermislerdir akillarinca onlar müslüman olacaklar biz deyil.bugun o büyük insan bas kumandan ataturk olmasaydi suan isimlerimiz ne olurdu biliyonuzmu ya kosta ya peter yada johannes olurduk yatin kalkin dua edin bu güzel yurdu düsman elinden aldi diye .Ha sadece o mu o sadece beyindi savasanlar ise hepimizin atalariydi adam size laik bir ülke versin kendi basinizi kendiniz secin diye bizde halen babadan ogula gecen yollari tercih edelim size özgürlük vermis daha ne istiyonuz onu bunu bilmem daha cokyazardim kisa kesiyorum benim ülkemi kim bölmeye calisirsa düsmanimdir BABAMDA OLSA ALLAH TÜRKÜ KORUSUN CAHIL BIR DÜSMANIMIZ OLACAGINA OKUMUS 1000 DÜSMAN HER ZAMAN IYIDIR

    Yorum tarafından Ankarali ismail | Ağustos 14, 2008 | Cevapla

  15. Din Allaha inanmaksa ve yahudilerde eğer dini olan kimselerse demekki ergenekoncu yahudiler dinsizler.
    yada yahudinin dinsiz soyundanlar
    Allah kelimesinden ratsız olan, peygamber kelimesinden uykusu kaçan
    nasıl olurda kendisini yahudi dinine mensup sayar?
    Benim budist dahil tüm dinlere saygım var çünkü yaratıcıya inanıyorlar. Ama yaratıcıyı komple reddeden ve bunu yaparkende değişik kılıflar altına sokan kişilerden heralde ahirette Allahın hoşnut olmasıda mümkün değildir.
    Ben derim ki bu kişiler ve peşine takıldığınız terörist gurup Allahsız kitapsız imansız ve herhangi bir dine mensup olmayan din karşıtı kişilerdir.
    Albert einstain muhterem bir kişidir ve hayatı boyunca Allahın varlığını savunmuş ve bunu big bang teorisiyle ispatlamıştır ,musevi kökenlidir ama bu gün yaşasa elini öperdim.
    Ama ergenekoncu siz site sahipleri terörist zihniyet Allah kelimesine dayanamayan zihniyet ,yaratıcıyı peygamberi sesini bile duymaya sabredemeyen zihniyet. Yaratıcıya karşı kelen zihniyet ,kendi 3 kuruşluk dünyalığınız için tüm halkın ahiretini yoketmektesiniz ve kendinizde şeytan misali şeytanla yoldaş olarak cehennemde imansızlık içinde yanacaksınız.
    işinizi yapmaya devam ediniz ,kaçacak en falza 100 seneniz var toprağın altında Said Nursimi Haklı sizmi haklısınız ziyadesiyle çıkacaktır.

    Yorum tarafından Zülfikar Keşam | Ağustos 24, 2008 | Cevapla

  16. Sizler ne kadar zavallısınız ki;Peygamber Efendinizin evlatlarını katleden Emevilerin dininin izinden gidiyorsunuz!
    Sizin Dinsizlikle suçladığınız M.Kemal Atatürk; kitabınız Kur’an-ı Kerim de adı geçen LEDÜNNİ İLMİNİN sırrına erişmiş bir İnsan-ı Kamil dir.
    Keşke kurtulsanız cehaletin karanlığından,kokuşmuşluğundan..Ve keşke bilseniz ;
    Her sorunun cevabının İNSAN da gizli olduğunu.En büyük mucizelerin beyninizde,hücrelerinizde,DNA larınızda gizlendiğini..
    M.Kemal in ”Muhtaç olduğun kudret,damarlarındaki asil kanda mevcuttur!” derken,ne anlatmak istediğini..
    Keşke…

    Yorum tarafından Ayşegül Demir | Ağustos 25, 2008 | Cevapla

  17. Çıkarın At gözlüklerinizi beyler bayanlar tek taraflı okumayı bırakalım artık birazda başka kaynakalara yönelelim.ondan sonra kim doğru kim yanlış meydana çıkar zaten ben bu metinleri okurken ciddiyetimi bozmadım ama açık konuşim sonunda güldüm ve bunları yazan acaba bizle dalga mı geçiyor dedim….

    Yorum tarafından SEÇKİN | Eylül 7, 2008 | Cevapla

  18. bu arada yazmayı unuttum şimdi ekliyorum kusura bakyın NATİONAL GEOPRAGHİC DErgisi dünya tarihi kitabında adnan menderes adı geçiyor ve avrupa ve abd kayıtlarına göre T.C o yıllarda 100%200 bir kalkınma gösteriyor fakat abd devrisyle darbe yaşandığını söylüyorLAR El anladı biz hala anlayamadık

    Yorum tarafından SEÇKİN | Eylül 7, 2008 | Cevapla

  19. Yukkarıda yazıyı okuduğumda bunun yazan şahsın ne kadar ön yargılı ve cahil olduğunu hemen anladım. Çünkü saidi Nursi ile ilgili verdiği bilgilerin %80 i yanlış , iftira yada yanlış olduğu ıspatlanmış bilgiler. Saidi Nursi hiçbir zaman Kürtçü olmadı. 31 Mart olayında Van da Horhor medrsesinde inzivasaydı. ama hiç ilgisi olmadığı halde sürgüne göndedildi. zülme uğradı. laikler aynısını şimdi de yapıyorlar tabi. Çünkü laiklere göre tek doğru Kemalist çizgidir. geri kalan 2X2=4 bile osa yalandir. Bence o kadar geri kalmışsınız ki ^;irtica ^kelimesi size kafi gelmez. çok ama çok dar falaı, militarist, faşit ve antidemokratiksiniz. AB ye alınmayacaksak bunun en bhüyük nedeni ve muhalifi kemaklistler, laikler ve CHP ahlakıdır. selam olsun gerçek onurlu solculara. Sela olsun onurlu deniz GEZMİŞlere. Sizler onların gölgesi bile olamazsınz

    Yorum tarafından Murat | Eylül 10, 2008 | Cevapla

  20. saidi nursiyi bu kadar ulu yapan insanlarla kemalistler arasın da bir fark varmı tabi ki var birisi anti emperyalistlerin elinden kurtarmıştır diğeri ise ırkçıklığı savunarak ve islamla boyayarak kendine bir çizgi çizmek isteyen biri bu şu anda pkk nin yaptığı taktik kişiler deil insanların fikirleri önemli saidi nursinin fikirlerini benimseyenlere baktığımızda zaten ne istediği ortada onun düşüncesinde olanlar zaten şu anki platforma karşılar bide ayrıca deniz gezmişler gibi kavramları kullannan ve ve saidi nursi savunanaları da bir arada görmekte mozaik deil sadece bilgisizlik ve cahalet çünkü onlar m.kemelin yolunda giden ama biraz daha özgürlükçü insanlardı kalıp aynı ama içinde farklı özellikler içeren daha özgürlükçü düşünce bunu m.kemel de istiyodu ama şartlar ortaydı ab. isteyen ve onu destekleyen deniz gezmişçilere lanet okumaktan başka bişey elimden gelmiyo nasıl bir fikriyattır bu önce ne istediğini bilmek lazım birde rahmetli uğur mumcunun dediği gibi bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olunmaz diye

    Yorum tarafından devrim | Eylül 12, 2008 | Cevapla

  21. İMAN’IN ŞARTI 4′E İNDİ

    http://www.mesajhaber.com/haber.php?haber_id=3857

    Yorum tarafından gulen | Eylül 21, 2008 | Cevapla

  22. ulan atatatürk düşmanı şe…..zler…Atatürk ve silah arkadaşları olmasaydı sizin babanız fransız ermeni ingiliz yunan olcaktı..o zaman dininiz özgürce yaşardınız,cemaatini kurardınız.NAHH…kürtlere saygım var ama kürt milliyetçiliği yapan şe…..zlere tapıp Hz.Peygamaberimiz(S.A.V)i hiçe sayıyosunuz…ulan laikliğin anlamını bile bilmiyorsunuz…bırakın herkes dinini özgürce yaşasın..türkiyede sadece müslümanlar hatta hanefi meshebi yok..aklınızı başına alın hem dininizi yaşayın hem de bizi bu günlere getiren bu günleri yaşamamıza olanak sağlayan insanların yaptığı önemli işleri ve o başarılı insanları unutmayın…

    Yorum tarafından öğretmen | Ekim 16, 2008 | Cevapla

  23. Ne biçim bir ülkede öğretmen olduğumu şimdi…Bir insan hala Atatürkle,yaptıklarıyla dalga geçiyorsa ben ona insan demem…utanır insan bu yazdıklarına..onlar olmasaydı biz ne durumlarda olcaktı acaba hiç düşünmüşler mi?bu ülkeyi şeyhler,cemaatler toprak ağaları mı kurtarmış??bu insanlar(insan değil ama be insan diyorum) değil mi Kubilayın kafasını kör bıçakla kesen..siz kimsiniz de Allah’ın verdiği canı alıyorsunuz..işte bunun gibi birçok olay..bu gericilerle kurtuluş savaşında savaştık şimdi de savaşırız merak etmesin kimse..

    Yorum tarafından öğretmen | Ekim 16, 2008 | Cevapla

  24. selam türkiye ye gönül verenlere selam islamiyeti özümsiyenlere
    bir birimizi suçluyarak bir yere varamayız avrupa1000 yıl tartıştı doğruları buldu biz de özgürce tartışalım doğruları bulalım birilerine çamur atarak olmaz ispatla belgeyle olur
    ZAFER TÜM DÜNYADAKİ MÜSLÜMANLARIN OLACAK. NOT(SİYASETİ DİNE ALET EDENLER HARİCTİR)

    Yorum tarafından haluk | Ekim 18, 2008 | Cevapla

  25. said nursi hakkında bu kadar yazı yazan bey veya bayan! yazdıklarının %80 ni yalan ve yanlış.senin Allah tan korkun olsa bu kadar çirkefçe saldıya geçmezsin.canın yanmasa bu kadar iftira atmazsın.senin ilmin bilgin çapın malesef bu yazdıklarına müsayit…ancak bu yazdıklarına..bu kapasitenle ancak bunları yazarsın..ve arkadaşlar ben sizin gibi laik veya laik olmayan veya kemalist veya olmayan tartışması yapmayacağım..sizlerde de sorun var.nasıl oluyorda Allah ın dinini kemalizmle karşı karşıya getiriyorsunuz.şaka mı sandınız ayetleri,hadisleri.arkadaşlar kemalizm dünyayı anlamak için bir ideolojidir diğerleri gibi.ama ayet ise yaradanın sözüdür.akıllı olun yahu akıllı.ayetlerin hükmü sonsuza kadar sürecektir dimdik ayakta ama bu ideolojiler bugün var yarın yok.her şey değişmektedir bu kaçınılmazdır ama Allah ın hükmü aynen kalır.ya bırakın bu kokuşmuş tartışmaları.atatürk e saygım sevgim sonsuzdur ama onun koyduğu bazı ilkeler artık geçerliliğini kaybetmektedir.sonuçta bu bir siyasettir ve dünya atatürk zamanındaki dünya değildir bunu anlayın artık ya! damarlarımızdaki asil kanda da hiç bir şey mevcut değildir.bildiğinin kandır işte bırakın bu ırkçı söylemleri.bakın kendiniz araştırın bakın ülkemizde ticari ahlakımız hep birbirimize atacağımız kazık üzerine kurulu.hak yeriz insana değer vermeyiz.yaptığımız her işimiz böyle yamuk.yabancılar türklerle ticaret yapmıyor niye dersiniz? bizimle işe girmek istemiyor?neden sizce? yoksa damarlarımızda ki asil kan mı korkutuyor onları.hem de asil.asilizya ondan hak hukuk tanımıyoruz.neden rus ukrayna moldavyalı kızların geçimi genelde bizim asil kanlı delikanlılarımız evi cebi oluyor.asilliğimizden mi yoksa..bence bunları düşünün bırakın böyle yarım aklınızla saidi nursiyi eleştirmeyi siyaset yapmayı demegoji yapmayı.gelin bu asilliğimizle devam edelim yaşamaya…ey asil insanlar.

    Yorum tarafından adam | Ekim 23, 2008 | Cevapla

  26. arkadaşlar ben yazıya yorum yapmıyorum. Zaten Türkiyenin son 120 yıllık tarihi açık ve net değil. Karanlık ve belgelri ortaya konmayan bir tarih üzerine birileri yorum yapmış. Yoruma bir de benim yorum getirmem doğru olmaz sanırım. Ben sadece bir şeyler sormak istiyorum. Birileri bu sorularımı okuduğunda cevap verir umarım. Cevabına belge de eklerse sevinirim.Edirne nin bulgar işgalinden kurtulmasını sağlayan kuvvetler içerisinde kimler vardı? Bu güçlerin resmiyette devlet ile ilişkisi var mıydı? Said-i nursi hangi tarihte ıspartaya sürgüne gönderildi? TBMM said nursi yi ankaraya davet etti mi?

    Yorum tarafından kadir | Ekim 27, 2008 | Cevapla

  27. @adam
    Ayet allahın sözüdür derken kendi şahsi inancın ile konuşuyorsun. Bu ülkede herkes seninle aynı dini inanca sahip olmak zorunda değil, senin dinini paylaşmayanlar için de geçerli olacak kurallar var. İşte bu kurallar devletin yasalarıdı, farklı görüşlerden insanların bir arada yaşaması için şahsi dini kurallar değil, devletin kanunları konulmuştur insanlık tarafından.

    Yorum tarafından admin | Ekim 27, 2008 | Cevapla

  28. beyler elimizde kuranı kerim gibi bir rehber varken şu tartışmalar hepimiz için zaman kaybı risale-i nur’u ben biraz okudum ve dinledim insanın nefsini okşayan bir hiabı var.isteyen okur istemeyen okumaz içinden istedigini alır istemedini almaz.Hatasız günahsız olmak bildiğim kadarıyla yalnızca peygamberimize nasip olmuş bu açıdan baktığımızda mustafa kemalinde üstadında kusurları olma ihtimalini göz ardı edemeyiz,dolayısı ile saygı ve minneti göz ardı etmeden sahısları ilahlaştırmayalım .

    Yorum tarafından murat kokucu | Ekim 31, 2008 | Cevapla

  29. Benim dedem bu vatan için savaşmış,babam 1335 doğumlu ATATÜRK’ün askeriymiş. Bu vatan kolay kazanılmadı. Süleyman denen şahsın soyundan şüphe duydum. O ne bir Türk ne de müsliman olamaz.. ATATÜRK’e vatanımıza dil uzatanın ……….? NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE……… ÜÇ-BEŞ ÇAPULÇUYA BIRAKMAYIZ.

    Yorum tarafından SARP-RÜZGAR | Kasım 17, 2008 | Cevapla

  30. Öğretmen arkadaşın ağzına sağlık, sizin gibi öğretmenleri ALLAH başımızdan EKSİK etmesin….düşüncelerime tercüman oldunuz. ..Said nursi kim vatanmı kurtarmış.kim bu ya kim ….

    Yorum tarafından SARP-RÜZGAR | Kasım 17, 2008 | Cevapla

  31. Yukarıdaki yazıya ve arkadaşların yorumlarına bakınca geldiğimiz çizgi bumu diye düşünmeden edemiyor insan.Bu naıl bir hazımsızlık nasıl tabirler ve nasıl karalamalar ve iftiralar.Herkes hali ile kendi inancı yaşayışı doğrultusunda fikir söylemiş fikri olmayanlar hakarete sarılmış..Önce insan olma noktasında birleşmek gerektir kanaatindeyim benim inancım odurki “insan yaratılmışların en şereflisidir”ama insan doğmuş olmak değil o sıfatın içini doldurabilmek en başta buda hakaretle saygısızlıkla olmuyor.Tarihe mal olmuş şahsiyetler her zaman tartışılmıştır.Lakin tarihi tartışmalarda diğerleri gibi bilgiye belgeye dayalı olmalıdır duygusal ve ideolojik yaklaşımlar gözleri kör edip bizi gerçeklerden uzaklaştırabilir.Bu noktadan hareketle Bediüzzaman Saidi Nursinin İngiliz ajanlığı ile suçlanıyor olmasının hangi belgeye dayanıyor olduğunu merak ettim Orada bir kürt cemiyetin kurucuları arasında gösteriliyor olmasıdan hareketlemi bu iftira atılıyor.Oysaki tarihi gerçekleri içinde yaşanılan dönemin şartlarına göre değerlendirmek gerekir zannımca.Ayrıcaşeyh said isyan ettiğinde Bediüzzaman dan destek istemiş fakat çok sert bir uyarıyla karşılaşmıştır yazdığı uyarı mektupları ortadadır”bu milletin evlatlarına kılıç çekilmez”demiştir.Ayrıca üstad türk milletinden islamın kılıcı övülmüş kutlu bir millet olarak ve her zaman sitayişle söz etmiştir merak edenler Tarihçei Hayat kitabında bu söylediklerimi ayrıntılarıyla bulabilir. Ömrü hapisler ,sürgünler ve mahkemelerde geçmiş ve asla doğru bildiğini söylemekten kaçınmamıştır mahkeme zabıtlarıda ortadadır merak eden okuyabilir ben okudum..Dini siyasete alet edilmesi suçlamasına gelince defahatle bu tür davetler almasına ramen siyasetten uzak durmuş münzevi bir hayat yaşamayı tercih etmiştir..”şeytandan ve siyasetten allaha sığınırım”diyecek kadar siyasetten uzaktır.İngiliz ajanlığına gelince Mantıken ajanlık şu sebeplerden yapılabilir 1.ingilizsinizdir ülkenizin çıkarlarını korumak doğrultusunda istihbarat yaparsınız.Üstad ingiliz değildi demekki sebep bu değil.2.Maddi ve dünyevi kazanç (mal,mülk,makam,mevkivs…)hayatı ortadadır bir kaç dilim kuru ekmek ve çaydır tüm yediği.bunlara itibar etmez münzevi bir hayatı vardır doğayla içiçe yaşar demek sebep buda değil.3.İngiizlerle ortak çıkarlarınız vardır Üstad İngilizlerin İstanbulu işgalinde ingiliz komutanın yüzüne tükürerek bu konuda gereken cevabı fazlasıyla vermiştir.Vatan savunmasını oturduğu yerden değil bizzat milis alayı komutanıolarak talebeleriyle birlikte ruslara karşı savaşarak yapmış ayrıca yaralanarak ruslara esir düşmüştür.demekki buda değil Biraz insaflı bir vicdan sanırım hakkını verecektir..Onun tek derdi vardı hahaiki iman düsturlarını insanlara anlatarak ahir zamanda maddecilik akımları başını almış giderken imanları kurtarabilmek.Fikirlerini tasvip etmiyor olabilirsiniz ama bu o na asılsız iftiralarla saldırmayı gerektirmez ben size inancınıza yada inançsızlığınıza saygı duyuyorum beklediğimde bundan ibaret .Mahkeme i kübrada her soru cevap bulur elbet Allah ondan razı olsun nur içinde yat Üstadım….

    Yorum tarafından MEMOLEE | Aralık 1, 2008 | Cevapla

  32. mehmet yalçın beye aynen katılıyorum bugünlerde yaşanan gerginliklerin sebebi siyasette dini araç olarak kullanılmasını görüyorum.Osmanlı devletinin son 100 yılını günümüzde yaşadığımızı düşünüyorum.ALLAH(C.C) devleti satmaya çalışıp dini kullanan çıkarcılardan MİLLETimzi korusun.

    Yorum tarafından yasemin | Aralık 5, 2008 | Cevapla

  33. bu kadar yoruma tek kelime söylüyorum
    dünyanın 7 harikasından birisi olan ülkemizde
    dinim meshebimiz ne olursa olsun top yekün sahip çıkmamız gerekirken
    neleri konuşuyor neleri tartışıyoruz gülüyorum
    hala çahiliz hala bagnazızı hala yobazız
    1 yeri gögü yaratan allah itirazı olan varmı
    2 hazreti muhammet s.a.v. son peygamber varmı itirazı olan
    3 kainatın temsilcisi kuranı kerim tek kitap varmı itirazı olan
    buna yer yüzünde dini meshebi ne olursa olsun itiraz edebilenin anlını karışlarım
    ha burda sadece türkiye hairtası ve
    türk bayragı kalıyor
    yıllardırda bunu parçalamak için çok mücadele ediliyor
    parçalayın da ozaman görün anyayı konyayı
    ozaman görün özgürlügü bakalım bu topraklarda kürtü lazı türkü çerkezi kalbiliyormu
    =)))))))))))))))))
    atatürke gelince bu adama neden dil uzatılıyor anlamadım
    bu adam kendini peygamber ilan etmediki
    bu adamı kimse evliyada ilan etmedi
    bu adama bu ülke scde edip tamadıda
    ama türkiyecumhuriyetinin bir lideri bir önderi
    kısacası şudur nasıl hazreti muhammet s.a.v putları yıkıp
    dünyaya 2,5 milyar ın üstünde bir müslüman kazandırmış sa
    ulu önder atatürk ve silah arkadaşlarıda bu ülkedeki putları yıkıp
    bir devlet yaratmışlardır kimseye dininden vaz geç diyede hiç bir lafı yoktur
    itirazı olanda söylesin
    son sözüm keşke bu ülkeye birtanedaha atatürk dogsa
    din ve devlet işlerini bir birinden gene ayırsa

    Yorum tarafından salim | Aralık 6, 2008 | Cevapla

  34. selam aleyküm.ben said nursi’nin eserlerini bir tanıdığımız vesilesiyle okudum.ama sizin bahsettiğiniz gibi bahsetmiyordu.hatta ayrı bir KÜRT devleti kurmak gibi saçma sapan şeyler yoktu.aksine birlik beraberlikten sık sık bahsediliyordu.
    bence siz yanlış anlatıyorsunuz. şahsen tekrar incelemenizi tavsitye ederim
    hayırlı ve huzurlu BAYRAMLAR dilerim

    Yorum tarafından hasan kurt | Aralık 7, 2008 | Cevapla

  35. sevgili arkadaşlar yüzünüzü kıbleye çevirin,kalbinizi tahta oturtun padişah yapın,aklınızı vezir,ellerinizi ve kollarınız da hizmetkar allahın izniyle muhaffak olacaksınız.üstat SAİD-İ NURSİ HAZRETELERİ’ne ise dil uzatmayın.

    Yorum tarafından volkan | Aralık 10, 2008 | Cevapla

  36. yıLdırım orduLarını MusTafa KemaL komuTa eTmiyorki mahmuT şevkeT paşa komuTa ediyor :S

    Yorum tarafından said | Aralık 14, 2008 | Cevapla

  37. Arkadaşlar Bakın Burdaki yorumların hepsini okudum , İnanılmaz yobazlıklar var , Öncelikle birşeyi eleştirebilmek için yada eleştirilere karşı çıkmak için öncelikle o tarihi çok iyi bilmek gerekiyor . Ben İlahiyat Fakültesini bitirdim . Aynı zamanda Tarih araştırmacısıyım . said-i nursi ‘ e gelince , Tek kelimeyle casus olarak gönderilmiş kişidir , ama öyle bir casus ki Kuranı bizden iyi biliyor . Ve bizim islam ülkelerinin şöyle bir basit hatası vardır , ‘ birisi gelip din elden gidiyor ‘ dediği zaman ayaklanır toplum . çünkü Cahilce yönelişlerimiz var . ve zamanın ve günümüzdede bazı devletler bizi savaşarak yenemeyeceği için din konusundada zayıf olduğumuz için casuslar gönderip bizi yıkmaya çalışmıştır . Said-i nursi , Osmanlı dönemindeki , İstanbul Meclisi yani azınlıklarla dolu ingiliz ermeni ve bir çok yıkıcı unsurların yanında yer almıştır , Gerçek bir dinci Bu ülke toprak vatan din için savaşırken Bu askerleri testere ile kesmenin neresinde Allah aşkı Din barınabilir ki ? Bir farklı noktayada değinelim , En güzel ilim irfan dini bizde iken neden hiçbir faydamız olmadı insanlık adına ? neden aaaa bunuda ilim bilim için için Müslümanlar yaptı diyemiyoruz , Çünkü yanlış inançlar söz konusu , Bizim toplumumuzda kuran herzaman gözardı edilir Allahın indirdiği kuran değilde , halkın kendi kuranı olmuş ona göre hareket ederler .. Bir kişinin yorumu dikkatimi çekti , Allah bizi ahirette Laikler hoşgeldinz mi diye karşılayacak demiş . Benim Güzel kardeşim , Senin ülkende Dini en iyi koruyan sistem Laikliktir . Laiklik asıl dinin nasıl uygulanacağını söyler , bunu Kurandada görebilirsin. Şİmdi böylesine akla mantığa aykırı olayları kişileri savunan arkadaşlarım , said-i nursi yada fetullah gülen hakkında ne biliyorsunuz ? Eminin sizler gibi toplumun bir çoğu şunu biliyor , din adamı, dini kitaplar yazıyor sakal bırakıyor vs vs . dinle uzaktan yakından alakası olmayan bir insan bile dini adam gibi görünebilir dini kitap yazar . Kaynakları topla yaz . bu bukadar basit . Ve dediğim 2 insanın kitaplarını okuyun ve bu 2 insan kitaplarında hep kesin hükümler koşmuş ve Allahın işine burburunu sokarak kesin ifadeler kullanmışlardır .. Ve diğer bir konudan daha bahsettmek istiyorum tesettür konusu. Bir bakıma türban . Türban Tarihte Hristiyanları simgeler , ve türban hristiyanların örtünme biçimidir Geleneğindir ayrıca türban kelimesi Fransızcadır . Bunu açın okuyun öğrenin . Biçim kitabımızda türban yer olmaz . başörtüsü vardır fakat bu gelenektir kemikleşmiş bir sistemdir ama dinimizde yoktur yine ifade ediyorum -GELENEKTİR- . .

    Yorum tarafından caner | Aralık 14, 2008 | Cevapla

  38. saidi Kurdi kürt milleti için gercekten önemli bir şahsiyet… onun zihniyetini daha iyi kavramalıyız..

    Yorum tarafından sasaskm | Aralık 16, 2008 | Cevapla

  39. değerli kardeşlerim burda tartışıyorsunuz kendinizce iyiyi bilip kötünün karşısında oluyorsunuz.anlıyorum ,, gerçeğinizi bilemem, yanlız doğru bir tanedir. Doğruyu bütün benliğinle anlaşılır yapınca beynin kabullenir GERÇEĞİ.
    Dİyeceğim şudur Atatürk iyi yaptığı şeyler vardır yada yapmak zorunda olduğu işler ,burda demek istediğim kendine türk diyen türklüğü beyniyle kalbiyle hisseden milleti zapdedilemez olduğunu kati sürette başka bir milletin egemenliğine girmesi düşüncesi dahi onu düşünen devletin halkı için kıyameti denilebilecek büyük bir tehlike olduğunun bilincinde olup selanik ermenileri ile adb ve avrupa ve gündemdeki diğer devletler ile birlikte düşünüp çalışılmış içten içe yok edelim fikrinde mütabık kalmışlardır.anlatılacaklar uzun olacağı için değinmek istediğim konu şudur HARF DEVRİMİ harf devrimini ermeni edebiyat profosörü ve arkadaşları yapmıştır mustafa kemal by ‘in emriyle 1000′e aşkın somanlı aliminin eserlerini okumasınlar onların izini kaybetsinler amaçlı yapılmış büyük bir başarıdır.yanlız son zamanlarda BAŞTA OLMAK ÜZERE ABD’de -İNGİLTEREDE- RUSYADA-FIRANSADA osmanlı devletinin müslüman türk alimleri tarafından yazılmış eserleriyle eyitilen öğrencileri görmemek için kör olmak gerek.küçük bir araştırma sonucu dehşete düşeceğiniz cahilleştirme operasyonuna hayretler içinde düşüneceksiniz.Allahın verdiği aklı kullanın ve birlik olun bir düşüncede birleşin siz Türk müslümanları dünyaya adaleti sağlamak için gönderildiniz . aklıyla ve kalbiyle ben Müslüman bir Türküm diyen dünyalara bedeldir.
    Avrupalı saygın bir profosor ve devlet adamı değerli saydığımız bir devlet büyüğümüz ile diyaloğunda / biz avrupaya girmek için bütün şartları yaptık demiş siz avrupaya girmek için bizim şartlarımızı yapmanıza gerek yok sizin tarihiniz başarılarla dolu boşyere kendinizi ezdirmeyin aşağalamayın tarihinizin izinden gidin .biz siziz tarihinizi okuyarak birliğimizi kurduk demiş.
    evlatlarınızı sizin ianandığınız doğru yada yanlış olabilir ama aklınızda doğru birdir ve onayladığınız gerçeklerle yetiştirin ki köleleşmesinler.
    BEN EZELDEN BERİDİR HÜR YAŞADIM HÜR YAŞARIM…
    saygılarımla…

    Yorum tarafından em'rull-ah | Aralık 17, 2008 | Cevapla

  40. ya yazılanların çoğu palavra kaynak diye gösterdiğiniz insanlar çogu bu ülkede denizlerin asılmasına zemin hazırlayanlardır…ama fetullah gülen abd de yaşayarak oraya verdiği vergilerin filiztindeki ıraktaki müzlümanların ölmesine yardımcı olduğu bence değişmez bir gerçektir….saidi nursi tamamiyle insanlığa dini daha iyi ve salt anlaşılabilmesi açısından ne yapmışsa yapmıştır…

    Yorum tarafından saykan | Aralık 18, 2008 | Cevapla

  41. Yukarıda yazanların hepsi gerçek dışı kuru gürültüden başka bişey değildir….Ve bu milletin artık yalan ve zırvalara tahammülü yoktur…………………………………………………………………………………………………………….

    Yorum tarafından Baran ATEŞ | Aralık 19, 2008 | Cevapla

  42. Memleketi birileri bölmeye calisiyor,bölmeye calisanlarin isbirlikcileri,PKK yi mesrulastirir onlarin ezilen Kürtlerin askeri oldugunu Türk devletinin fasist bir devlet oldugunu ileri sürer,yine bölücülerin ve´Ermenilerin yandaslari hemde üniversitelerimizde hala ögretim üyligi yapan satilmis kö….ler,özür kampanyasi baslatirken,burada birileri Atatürk’ü kücümseyip,seriatci,Kürtcü yobaz Said.i Kürdiyi göklere cikarirken,Atatürk ve arkadaslarinin nasil bir zorlukla karsi karsiya kalmis olarak bu ülkeyi savunduklari ve bagimsizligimizi kazandirdiklarii daha iyi anliyorum.Hicbir ülkede o ülkenin kurucusuna kurtaricisina bizde yapildigi gibi hakaretler yapilmaz,insanlarda bir utanma ve saygi duygusu vardir,eger bunlari kaybedilmisse o insandan ne kendine ne de cemiyete fayda gelir.Said-i Kürdinin kim oldugu hangi amaca hizmet verdigi,aslinda din adina hicbir sey bilmedigi,cahil insanlarin arasinda alim görüldügü bilinen bir gercektir,onun sakirdi Fetullahda aynidir,aglaya aglaya insanlarin insani duygularini sömürerek kendi kirli ideolojisini din adi altinda nsanlara kabul ettirme sevdasinda olan bu kisi bugünHristiyan dostlarinin himayesinde yasamaktadir,aynen Islamin son halifesi diye tahta gecip memleketi Ingilizlere peskes ceken,Atatürk’ü idama mahkum ettiren ve zoru görünce sevgili Ingiliz kardeslerinin bagrina kendini teslim eden Vahdettin gibi.
    Said-i Nursi denilen adam,bir yobazdir,Kürtcüdür,dikkat edin Kürt demiyorum Kürtcüdür diyorum,Kürt kardeslerimizi bu kavramdan tenzih ederim.Said-i Nursi bir kurtulus savasi karsiti ve Ingiliz sevdalisidir.Ingiliz ucaklarindan zamanin seyhulislami Mustafa Sabri ile halka Atatürk”ün hain oldugunu öldürülmesinin ser-en günah olmadigini bildiren bildiriler dagitanlarin biride Saidi Nursidir.
    Burada Saidi Nursiyi utanmasalar peygamber yerine koyacak kadar koyu irticaci olanlara biraz tarih okumalarini ve yobazlarin tarihlerinden artik kendilerini kurtarmalarini tavsiye ediyorum.

    saygilarla

    Yorum tarafından basak | Aralık 20, 2008 | Cevapla

  43. ALLAHIN SEVGİLİ KULLARI HAKKINDA KÜSTAHCA KONUŞMAYI NE HADLE YAPIYORSUN ALLAH SENİ VE SENİN GİBİLERİ ISLAH ETSİN MERAK ETME BU GİDİŞLE GİRİCİ AYDIN YOBAZ KOLTUĞUNA OTURMAYI BAŞARACAKSIN (RABBİNDEN MAHRUM KALACAKSIN)

    Yorum tarafından ZEYNEP | Aralık 21, 2008 | Cevapla

  44. Buraya yorum gönderen arkadaşlardan bir kısmı tarih bilgisi ve araştırma hususunda biraz problemliler herhalde.Her konuştuğunuzdan ve yaptıklarınızdan hesaba çekileceğinizi lütfen unutmayın.Birileri hakkında konuşmadan önce lütfen biraz araştırın.Bakın Said Nursi kimdir. ? Said Nursi yakın geçmişimizde yetişmiş en büyük İslam alimlerinden ve fikir adamlarındandır. 1873′te Bitlis’in Hizan ilçesine bağlı Nurs köyünde dünyaya gelmiş, 1960′da Şanlıurfa’da Hakkın rahmetine kavuşmuştur. Genç yaşta edindiği dini ve pozitif bilimlerdeki derin bilgisi, devrin ilim çevreleri tarafından kabul görmüş, küçük yaştan itibaren dikkati çeken keskin zekası, kuvvetli hafızası ve üstün kabiliyetleri dolayısıyla “Çağının eşsiz güzelliği” anlamına gelen “Bediüzzaman” sıfatıyla anılmaya başlanmıştır.

    Bediüzzaman Said Nursi, Doğu’nun en acil ihtiyacı olarak gördüğü eğitim problemini çözmek için din ve eğitim bilimlerinin birlikte okutulabileceği ve Medreset-üz Zehra ismini verdiği bir üniversite kurulmasını sağlamak için 1907′de İstanbul’a gelmiştir. Derin bilgisiyle buradaki ilim çevresine de kendini çok kısa süre içinde kabul ettirmiş, çeşitli gazete ve dergilerde makaleler yayınlatmış, hürriyet ve meşrutiyet tartışmalarına katılarak hükümete destek vermiştir.

    Dönemin hükümeti, Said Nursi’nin üniversite ile ilgili dilekçesine ilgi göstermemiştir. Hatta İstanbul’daki ilim adamlarının, talebelerin, medrese hocalarının ve siyasetçilerin ona olan ilgisinden rahatsız olmuş, Bediüzzaman’ın önce akıl hastanesine daha sonra da hapishaneye gönderilmesini sağlamıştır.

    Said Nursi’nin serbest bırakılmasından kısa süre sonra 23 Temmuz 1908′de II. Meşrutiyet ilan edilmiş. Bu dönemde Bediüzzaman meşrutiyet ve hürriyet kavramlarının İslamiyet’e aykırı olmadığını anlatmak için İstanbul’da çeşitli yerlerde konuşmalar yapmış, Doğu’daki aşiret reislerine Bediüzzaman imzasıyla telgraflar çekmiştir. Yayınladığı bu makaleler ve yaptığı konuşmalarda yatıştırıcı bir rol oynamasına rağmen, 1909′da 31 Mart olayına karıştığı iddia edilerek haksız ithamlarla tutuklanıp, idam talebiyle yargılanmış, ancak beraat etmiştir.

    Bediüzzaman bu olaydan sonra tekrar Doğu’ya dönmüş, I. Dünya Savaşında talebeleriyle milis kuvvet oluşturarak savaşa katılmıştır. Gönüllü alay komutanı olarak büyük yararlılıklar gösterdiği I. Dünya Savaşında Rusya’da esir düşmüş, üç yıl süren esaret hayatının sonunda Sibirya’daki esir kampından kaçarak İstanbul’a gelmiştir.

    İstanbul’da devlet büyükleri ve ilim çevreleri tarafından büyük bir ilgiyle karşılanan Bediüzzaman, Dar-ül Hikmet-i İslamiye (İslam Akademisi) azalığına tayin edilmiştir. Buradan aldığı maaşla kendi kitaplarını bastırarak parasız olarak dağıtmaya başlamıştır. Said Nursi daha sonra İstanbul’un işgali sırasında işgalcilerin gerçek niyetlerini ortaya koyan Hutuvat-ı Sitte (Şeytanın Altı Desisesi) isminde uyarıcı bir broşür hazırlamış, bu hareketi, İngiliz işgal kuvvetleri komutanının emriyle ölü veya diri ele geçirilmek üzere aranmasına sebep olmuştur. Milli mücadeleyi savunmuş ve destek olmuştur. Bu hareketleri Anadolu’da kurulan Millet Meclisi’nin beğenisini kazanmış ve Ankara’ya davet edilmiştir. 1922′de Ankara’ya geldiğinde devlet merasimiyle karşılanan Bediüzzaman, kendisine yapılan Şark Umumi Vaizliği, milletvekilliği ve Diyanet İşleri Başkanlığı tekliflerini reddetmiştir.

    Said Nursi 1925 yılında Şeyh Said isyanı çıktığında, olayla hiçbir ilgisi olmadığı halde, Van’da inzivaya çekilmiş olduğu yerden alınarak Burdur’a, oradan da Isparta’nın Barla ilçesine sürgüne götürülmüştür. Bediüzzaman Risale-i Nur Külliyatı’nın büyük bir kısmını burada yazmıştır.

    Nur Risalelerini önlerindeki en büyük engel olarak gören çevreler, 1934 yılında daha yakından kontrol edebilmek amacıyla Said Nursi’nin Isparta’nın merkezine getirilmesini istemiştir. 1935 yılında ise polisler burada da çalışmalarına devam eden Said Nursi’nin oturduğu evde arama yapmış ve bütün kitaplarına el koymuştur. Bediüzzaman emniyete götürülerek sorgulanmış, ancak suç unsuru bir şeye rastlanmayınca serbest bırakılmıştır. Ancak birkaç gün sonra, yeni tutuklamalarla birlikte Said Nursi ve Risale-i Nurlar hakkında soruşturma başlatılmış, Bediüzzaman ve 120 Nur talebesi askeri araçlarla Eskişehir Hapishanesine gönderilmiştir.

    Bediüzzaman, vatana ihanet iddiasıyla yargılandığı dava süresince tutuklu kalmıştır. Daha sonra ise Eskişehir Ağır Ceza Mahkemesi’nin verdiği kararla, Said Nursi’ye 11 ay hapisle birlikte Kastamonu’da mecburi ikamet; on beş talebesine de altışar ay hapis cezası verilmiştir.

    Polis gözetimi altında mecburi ikamet için Kastamonu’ya getirilen Said Nursi, 1943′te Isparta savcısından gelen talimat üzerine yeniden tutuklanmıştır. Ağır hasta olmasına rağmen Ankara’ya oradan da trenle Isparta’ya getirilmiştir. Risale-i Nur ile ilgili davaların Denizli’deki davayla birleştirilmesi üzerine ise Denizli’ye sevk edilmiştir. Denizli hapsi yine tecrit altında başlamış, çok zor şartlar altında geçen yeni hapishane dönemi ve yargılama safhalarında da Bediüzzaman, Risale-i Nur’un yazımına devam etmiştir. Sonrasında ise 1944′te verilen beraat ve tahliye kararına rağmen, dönemin hükümeti Said Nursi’nin Afyon’un Emirdağ ilçesinde zorunlu iskana tabi tutulmasını emretmiştir.

    Bediüzzaman burada hükümet binasının karşısında bir odaya yerleştirilerek gözetim altına alınmıştır. Camiye gitmesine bile müsaade edilmediği, devamlı takip ve gözleme tabi tutulduğu Emirdağ sürgünü, Denizli hapishanesindekinden bile çok daha ağır ve zor şartlar altında geçmiştir. Bu dönemde, hukuki yollarla Bediüzzaman’ı etkisiz hale getiremeyen muhalifleri onu zehirleyerek öldürme yoluna gitmişlerdir. Hayatı boyunca yirmi üç defa denenecek bu teşebbüslerin üçü Emirdağ sürgününde gerçekleşmiştir.

    Bu zulümler yaşanırken Bediüzzaman’ın talebeleri tarafından Risale-i Nurlar çoğaltılmış ve böylece Kuran tebliğinin geniş kitlelere yayılması sağlanmıştır. Özellikle de teksir makinelerinin kullanımıyla birlikte bu çalışmalar daha da hızlanmıştır.

    1944′te Denizli Ağır Ceza Mahkemesinin beraat kararının Yargıtay tarafından onaylanmasıyla birlikte Bediüzzaman serbest bırakılmıştır. Ancak Risale-i Nurlar’ın her geçen gün yaygınlaşarak insanlara ulaşması dönemin hükümetini rahatsız etmeye başlamıştır. Ocak 1948′de Said Nursi ve on beş talebesi evlerinden ve işyerlerinden alınarak Afyon hapishanesine gönderilmiştir. Ancak tüm bu ağır ve zor şartlara rağmen Bediüzzaman eserlerini yazmaya devam etmiştir.

    Aralık 1948′de Said Nursi hakkında 20 ay ağır hapis cezası kararı verilmiş, ancak karar temyiz edilmiş ve Bediüzzaman lehine bozulmuştur. Ancak Yargıtay’ın bu kararına rağmen Afyon Ağır Ceza Mahkemesi yargılamayı uzatarak 20 aylık sürenin cezaevinde geçmesini sağlamıştır. Hak etmediği cezanın süresini tutukluluk haliyle dolduran Said Nursi, Eylül 1949′da serbest bırakılmıştır. Fakat Ankara’dan gelen bir emirle bu sefer de Afyon’da mecburi iskana tabi tutulmuş ve Emirdağ’a ancak Aralık ayında dönebilmiştir.

    Bediüzzaman’a 1951′de Emirdağ’da, bundan hemen bir yıl sonra da İstanbul’da, Gençlik Rehberi adlı kitabı nedeniyle birer dava daha açılmıştır. İstanbul’da yapılan duruşmada mahkeme lehte karar vererek davayı sonuca bağlamıştır.

    Ocak 1960′ta Ankara’ya girmesi polis tarafından engellenen Bediüzzaman buradan Isparta’ya gitmiştir. Bu dönemde ağır hasta olan 83 yaşındaki Said Nursi, daha sonra talebeleriyle birlikte Urfa’ya gitmiştir. Burada, yürüyemeyecek kadar rahatsız olan Said Nursi’nin yerleştiği otele gelen polisler, İçişleri Bakanının emriyle Bediüzzaman’ı Isparta’ya geri götürmeye çalışmışlardır. Said Nursi bu baskılar sürerken Hakkın rahmetine kavuşmuştur.

    YUSUF MEDRESESİ’NDE EĞİTEN VE EĞİTİLEN İSLAM BÜYÜĞÜ

    Tarih boyunca birçok Müslüman, Allah yolunda yaptıkları faydalı çalışmaların, Allah’ın tek ilah olduğunu anlatmalarının karşılığında inkarcı kesimler tarafından hapisle cezalandırılmıştır. Ama onların hapiste bulunmalarının nedeni bir suç işlemeleri, kanunlara karşı gelmeleri değildir. Müslümanların güzel ahlakı insanlar arasında hakim kılmasından ve dolayısıyla kendi kötülüklerinin ortaya çıkacağından, kötülüklerden elde ettikleri çıkar ve menfaatlerin yok olacağından korkanlar, Müslümanlara hep iftiralar atmışlar, halkı ve resmi mercileri onlara karşı kışkırtmışlardır.

    Benzer olaylar Bediüzzaman’ın yaşamı boyunca da sık sık tekrarlanmıştır. Kendisi ve talebeleri Kuran ahlakını anlatmak için halisane bir çaba yürüten, mevki ve makam hırsı olmayan, siyasetten özellikle uzak duran, imansızlık akımlarına karşı insanları Kuran’ın sunduğu barış ve huzur ortamına davet eden, devletin bütünlüğüne ve milli ve manevi değerlerine zarar verenlere karşı mücadele eden kimseler olmalarına rağmen hep asılsız ve çirkin iftiralarla itham edilmişlerdir. Bunun sonucunda ise haklarında soruşturmalar başlatılmış ve yıllarca hapiste tutulmuşlardır. Her defasında ise aklanmışlar ve hiçbir suçlarının olmadığı görülmüştür. Ancak bu esnada tutuldukları hapishaneler onlar için birer Yusuf Medresesi olmuş, manevi dereceleri, samimiyetleri, kararlılıkları, birbirlerine olan bağlılıkları, ihlasları pekişmiş, güçlenmiştir.

    Bediüzzaman’ın maruz kaldığı uygulamalar, kendisine atılan iftiralar Kuran ayetlerinin birer tecellisidir. Hayatı kısaca gözden geçirildiğinde dahi Kuran’da aktarılan ve salih müminlerin karşılaştıkları olayların çok benzerlerini yaşadığı ve bu olaylara karşı Kuran’da haberleri verilen güzel ahlaklı müminler gibi davrandığı açıkça görülebilir. Bu nedenle Bediüzzaman’ın hayatına kısaca bakmak, bugüne örnek olması açısından da faydalı olacaktır.

    Bediüzzaman’ın Yusuf Medresesi’ndeki Hayatı

    Bediüzzaman’ın hayatının büyük bir bölümünün hapishanelerde, sürgünde, gözaltında geçmesi onun ve talebelerinin inançlarında ne kadar kararlı ve sabırlı olduklarını göstermiştir. Devletin ve milletin çıkarları için hizmet etmeye kendilerini adamış olmalarına rağmen, bazı çevrelerce hep devlete zarar vermeye çalışmakla suçlanmışlardır. Bu çevreler iftiraları ile, daima devletin ve milletin yararını düşünen bu insanları, halkın gözünde zararlı insanlar olarak göstermeyi ve onları küçük düşürmeyi amaçlamışlardır. Örneğin, bu çevreler sahip oldukları yayın organları ve benzeri vasıtalarla, Said Nursi ve talebelerini gizli ve dine dayalı cemiyet kurmak, rejime karşı çıkmak ve Cumhuriyet’in temel ölçülerini yıkmaya davranmakla suçlamışlardır. Bunun üzerine tevkif edilerek Eskişehir Ağır Ceza Mahkemesi’ne çıkarılmak üzere Said Nursi ile birlikte 120 Nur talebesi, o dönemin bazı yazarlarının anlattığına göre, “sanki ihtilal çıkarmışlar gibi kamyonlarla elleri kelepçeli olarak” Eskişehir’e götürülmüşlerdir.

    Bu arada belirtmekte fayda bulunmaktadır ki, tüm bu olaylar esnasında Türk polisi ve Türk askeri daima vicdanlı davranmış, Bediüzzaman’a ve Nur talebelerine karşı samimi ve anlayışlı bir tavır göstermişlerdir. Bazı dinsiz çevrelerin kışkırtmaları ve yarattıkları infial nedeniyle onlar görevlerini yerine getirmek zorunda kalmışlar, ama hakkın yanında olduklarını ifade etmekten de çekinmemişlerdir. Örneğin Bediüzzaman ve 120 talebesini Eskişehir’e götürmekle görevli askeri müfrezenin kumandanı kelepçelerini çözerek ibadetlerini rahatça yerine getirmeleri için onlara imkan tanımıştır.

    Bir başka önemli İslam mütefekkiri olan Necip Fazıl Kısakürek Son Devrin Din Mazlumları isimli kitabında Bediüzzaman’ın ve Nur talebelerinin gözaltına alınmaları ile ilgili olarak şunları ifade etmektedir:

    Baskında Bediüzzaman ve talebelerine ait herşey ele geçtiği halde, ortada itham medarı olabilecek hiçbir şey yoktur. Böyleyken kendisini beraat ettirmiyorlar da idamlık bir ithamın teselli mükafatı halinde, 15 talebesiyle beraber hapse mahkum kılıyorlar. 105 talebe de beraat kararı alıyor.”1

    Eskişehir Mahkemesi Bediüzzaman’a, Kuran-ı Kerim’den bazı ayetleri tefsir ettiği için 11 ay hapis cezası vermiştir. Eskişehir hapsi sırasında Bediüzzaman oldukça zor günler geçirmiştir. Onu ayrı bir hücrede tecrit etmişler ve türlü zorluklar yaşatmışlardır. Bu hapis sırasında Bediüzzaman’a uygulanan muamelelerden bazı örnekler çeşitli kaynaklarda şöyle aktarılmıştır:

    120 talebesiyle Eskişehir hapishanesinde bulunan Said Nursi tam bir tecrid içerisine alınarak, kendisine ve talebelerine çeşitli zulüm ve işkenceler yapılıyor. Talebelerinden Zübeyir Gündüzalp’in anlattığına göre 12 gün yemek verilmiyor.”2

    Zaten bize idam mahkumu gözüyle bakıyorlardı. Hiçbir ziyaretçi bırakmıyorlardı. ‘Siz de idam olacaksınız bunlarla konuşursanız’ diyorlardı. Geceleri pislikten, tahta kurularından, hamam böceklerinden uyumak kabil değildi.3

    Eskişehir Hapishanesi’nden tahliye olan Bediüzzaman Kastamonu’da karakol karşısında bir evde oda hapsine alınmıştır. 8 sene sonra gelen Denizli Mahkemesi 20 ay hapis cezası vermiş, daha sonra Bediüzzaman Emirdağ’a mecburi ikamete yollanmıştır.

    Bütün bu olaylar sırasında sayısız işkence ve eziyete maruz kalmış, defalarca zehirlenmiştir. Son derece yaşlı ve hasta olan Bediüzzaman, özellikle soğuk, nemli ve havasız hücrelerde tutulmuştur. Hapishane günlerindeki hatıralarını Said Nursi şöyle anlatmaktadır:

    Pek basit bahanelerle kışın en şiddetli soğuk günlerinde beni tutuklayarak büyük ve gayet soğuk iki gün sobasız bir koğuşta tecrid içinde hapsettiler. Halbuki ben küçük odamda günde birkaç defa soba yakarken ve daima mangalımda ateş tutarken, zafiyet ve hastalığımdan zor dayanabilirdim. 4

    Bediüzzaman sözlerinin devamında, önceki bölümlerde de bahsettiğimiz gibi, çektiği bu sıkıntıları hafifleten tesellinin mahkumların İslam’a girmeleri olduğunu söylemektedir.

    Bediüzzaman’a Yapılan Suçlamalar

    Dini ve manevi değerlerin yaygınlaşmasından hoşnut olmayan çevreler Said Nursi için de daimi taktiklerini uygulamışlar ve Bediüzzaman’ın hayırlı çalışmalarını engellemek için tüm halkı ve resmi mercileri ona ve Nur talebelerine karşı kışkırtacak şekilde bir karalama kampanyasına başlamışlardır. Dönemin muhalif gazeteleri Bediüzzaman ve talebeleri aleyhinde propaganda ve uydurma yazılar yayınlamışlardır. Bazı şahıslar, hayali iftira senaryoları için parayla tutulmuşlardır. Ancak her defasında mahkemeler Bediüzzaman’ı ve arkadaşlarını tüm bu suçlamalardan beraat ettirmiş, çocukların dahi anlayacağı basit ve acemice iftiralara tevessül edenler kendilerini kamuoyu nezdinde küçültmüşlerdir.

    Bu çevrelerin düzenledikleri iftira ve saldırılar incelendiğinde hemen hepsinin tarihte müminlerin karşılaştıkları iftiraların birer benzeri oldukları görülmektedir. En başta “dini istismar ediyor” olmak üzere, “çevresindekileri kandırıyor”, “sapkındır”, “delidir”, “ona uyanlar cahil kesimdir” suçlamaları… Bunlar Kuran’da defalarca dikkat çekilen, müminlere yöneltilen iftira ve suçlamalardan bazılarıdır.

    Her mümin Kuran’daki, “Biz hangi ülkeye bir uyarıcı korkutucu gönderdikse, mutlaka oranın refah içinde şımaran önde gelenleri: ‘Gerçekten biz, sizin kendisiyle gönderildiğiniz şeyi tanımıyoruz’ demişlerdir.” (Sebe Suresi, 34) ayetinde de belirtildiği gibi kavmin önde gelenlerinin tepkisiyle karşılaşmıştır ve karşılaşacaktır. Bu, Allah’ın değişmeyen bir kanunudur ve bu tepkilere maruz kalmak müminlerin doğru yolda olduklarının açık delilidir.

    Kuran’ın yüzlerce ayetinde anlatılan bu suçlama ve saldırıların Bediüzzaman Said Nursi ve talebelerinin yaşamlarında da tecelli etmesi, izledikleri yolun doğru ve verdikleri mücadelenin etkili olduğunun açık bir göstergesidir. Bu olaylarla, Kuran ahlakı yolunda mücadele veren bütün müminler karşılaşacaklardır. Allah bu gerçeği bir ayetinde şöyle bildirir:

    Yoksa sizden önce gelip geçenlerin hali, başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? (Bakara Suresi, 214)

    Münafıkların musallat olması

    Bediüzzaman’ı ve talebelerini durdurmak için kullanılan yöntemlerden birisi de, bu halis insanların arasına iki yüzlü kişilerin sokulmasıdır. Bu kişilerin görevi Bediüzzaman ve talebeleriyle ilgili gelişmeleri din düşmanlarına bildirmek ve daha sonra bu çevrelerin etkisi altındaki basında bu insanlar hakkında aleyhte yazılar çıkmasını sağlamaktır.

    Bunun örneklerinden birisi 1964 yılında Cumhuriyet’te yayınlanan “İnanç Sömürücüleri” isimli yazı dizisidir. Kendisini dindar olarak gösterip, Nur talebeleri arasına sızan, defalarca Bediüzzaman’ın yanında bulunan Yılmaz Çetiner isimli şahıs, daha sonra bu mümin topluluğu hakkında akıl almaz iftiralar ortaya atmıştır. Bediüzzaman bir sözünde aralarına giren bir casusu şu şekilde anlatır:

    Hem bir dessas casus adam, Risale-i Nur talebeleri aleyhinde çalışıyordu ki, onları hapse attırsın. Bir gün -serbest olarak- “Ben bir ipucu bulamadım ki, bunları hapse soksam. Eğer bir ipucu bulsam, onları hapse sokacağım.” diye ilân ettiği vakitten iki gün sonra bir iş yapıp, Risale-i Nur talebeleri yerinde, o adam iki sene hapse girdi.5

    Bediüzzaman, kendisine karşı düzenlenen bütün bu komplo, saldırı ve iftiralara rağmen yürüttüğü mücadeleden hiçbir taviz vermemiştir. Ona yapılanlar kendisinin ve talebelerinin şevkini ve kararlılığını artırmaktan başka bir şeye yaramamıştır. Kuran’da vaat edildiği gibi inkar edenlerin tuzakları boşa çıkmıştır. Allah inkarcıların tuzaklarının boşa çıkacağını ayetlerinde şöyle bildirir:

    Ağızlarıyla Allah’ın nurunu söndürmek istiyorlar. Oysa kafirler istemese de Allah, kendi nurunu tamamlamaktan başkasını istemiyor. Müşrikler istemese de O dini (İslam’ı) bütün dinlere üstün kılmak için elçisini hidayetle ve hak dinle gönderen O’dur. (Tevbe Suresi, 32-33)

    Andolsun, (peygamber olarak) gönderilen kullarımıza (şu) sözümüz geçmiştir: Gerçekten onlar, muhakkak nusret (yardım ve zafer) bulacaklardır. (Saffat Suresi, 171-172)

    Bediüzzaman tarih boyunca Allah yolunda zulüm görmüş samimi müminlerden biridir. Ancak bilinmelidir ki, bir müminin hayatı boyunca karşılaştığı her zorluk, her sıkıntı, işitmekten hoşlanmayıp da işittiği her söz ve her iftira o müminin hayrınadır. Mümin tüm bunlara sabır gösterip, tevekkül ettikçe onun cennetteki mekanı daha da genişler, daha güzelleşir, makamı daha da artar. Dünyada ise Allah müminlere üstünlük vaat etmiştir. Bu nedenle inkarcılar ne kadar uğraşırlarsa uğraşsınlar yaptıkları boşa gider. Hatta onlara cehennem azabı olarak geri döner.

    Bediüzzaman’ın yanısıra İmam-ı Azam, İmam-ı Ahmed, İbn-i Hanbel gibi İslam büyükleri de başta Yusuf Medresesi olmak üzere birçok sıkıntı, işkence ve zulme maruz kalmışlar, “tutuklanarak”, “sürülerek”, “baskı altına alınarak” engellenmeye çalışılmışlardır. Bediüzzaman, Yusuf Medresesi’nde bulunan ve çeşitli zorluklara göğüs geren İslam alimleri için şöyle der:

    Hem kalbime geldi ki, madem İmam-ı A’zam gibi en büyük müçtehidler hapis çekmiş ve İmam-ı Ahmed ibn-i Hanbel gibi bir büyük mücahide, Kur’an’ın bir tek mes’elesi için hapiste pek çok azap verilmiş. Ve şikayet etmeyerek tam bir sabır ile sebat edip o mes’elelerde sükut etmemiş. Ve pek çok imamlar ve alimler, sizlerden pek çok ziyade azap verildiği halde, tam bir sabır içinde şükredip sarsılmamışlar. Elbette sizler, Kuran’ın birçok hakikatleri için pek büyük sevap ve kazanç aldığınız halde pek az zahmet çektiğinize binler teşekkür etmek borcunuzdur.6

    SONUÇ

    Kuran’da haberleri verilen peygamberlerin ve geçmişte yaşamış olan salih müminlerin hayatlarına baktığımızda hep zorlu bir mücadele, sürekli bir ölüm veya yurtlarından ve evlerinden sürülme tehdidi, iftiralar, suçlamalar ve alayla karşılaşırız. Çünkü onlar Allah’ın emrine uymuşlar ve sadece dini kendileri yaşayarak kalmamış, imkanlarının ulaşabildiği en son noktaya kadar insanlara dini ve güzel ahlakı anlatmışlardır. Bu samimi ve ciddi çabalarının sonucunda ise birçok insanın imanına vesile oldukları gibi, daha çoklarının da düşmanlığını kazanmışlar ve dönem dönem zorluklarla dolu bir hayat yaşamışlardır.

    Bu zorluklara göğüs geremeyenler, peygamberlerin gösterdiği güzel ahlakı, sabrı ve hamiyet-i İslamiye’yi gösteremeyenler ise “geride kalanlar”dan olmuşlar, dünya hayatına razı olarak ahiretlerini dünya için satmışlardır.

    Ancak unutulmaması gereken çok önemli bir gerçek vardır: Allah tüm zorlukları iyilerin ve kötülerin, temizlerin ve pislerin, samimilerin ve sahtekarların, iman edenlerin ve dinsizlerin birbirlerinden ayırt edilmeleri için yaratır. Zorluklar karşısında Allah’ın hoşnut olacağı güzel ahlakı gösterenler Allah’ın dostudurlar ve Allah dünyada ve ahirette dostlarına yardımını ve desteğini müjdelemektedir. Allah’ın bir ayetinde bildirdiği gibi “her zorlukla birlikte bir kolaylık vardır”.

    Kuran’da bildirilen bu müjdenin yanı sıra, Allah, müminlere kurulan tuzakları mutlaka bozacağını, o tuzakların sahiplerini büyük bir bozguna uğratacağını, inkar edenlerin müminlere hiçbir şekilde zarar veremeyeceklerini bildirmektedir. Bununla ilgili ayetlerden bazıları şöyledir:

    … Allah, kafirlere mü’minlerin aleyhinde kesinlikle yol vermez. (Nisa Suresi, 141)

    Hani o inkar edenler, seni tutuklamak ya da öldürmek veya sürgün etmek amacıyla, tuzak kuruyorlardı. Onlar bu tuzağı tasarlıyorlarken, Allah da bir düzen (bir karşılık) kuruyordu. Allah, düzen kurucuların (tuzaklarına karşılık verenlerin) hayırlısıdır. (Enfal Suresi, 30)

    Müminlerin yaşadıkları zorlukların ardından daima güzellik, hayır ve bereket gelmiştir. Örneğin Hz. Yusuf hapisten çıktığında Mısır’ın hazinelerine yönetici olarak tayin edilmiştir, Allah Hz. Nuh’u ve inananları zulmeden kavimlerini helak ettikten sonra bereketli bir yerde konaklatmıştır, Hz. Musa’ya ve kavmine işkencelerde bulunarak onları yok etmek için uğraşan Firavun’un kendisi denizde boğularak yok olmuştur. Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav) ise kendisine kurulan tuzaklardan ve ölüm tehditlerinden sonra inananlarla birlikte hicret etmek mecburiyetinde kalmıştır. Ancak ardından Allah kendisine ve müminlerin üzerine rahmetini ve bereketini yaymış, müminler büyük bir güç kazanarak kötülerin ittifakını yenilgiye uğratmışlardır.

    Allah, dünyada herkese yaptığının karşılığını gösterecektir; salih müminleri de mutlaka üstün kılacaktır. Ancak asıl karşılık sonsuz ve asıl hayatımız olan ahirettedir. Her insan, er ya da geç mutlaka bir gün ölecektir. Herkes hiç beklemediği bir anda ölüm meleği ile karşılaşacak ve işte o an, her insan gerçeği tüm çıplaklığı ile görecektir. Herkes şundan emin olmalıdır ki, dünya hayatına razı olanlar, zorluklardan kaçanlar, keyiflerinin peşinden gidenler, rahatlarını bozmaktan kaçınanlar, istek ve arzularını Allah’ın rızasına tercih edenler, gelecek endişesi ile, haksız yere hapse atılmaktan veya sürülmekten korkarak dinlerini, ibadetlerini terk edenler ölüm meleklerini gördüklerinde hiç de dünya hayatında yaşadıklarına sevinemeyeceklerdir. Bu insanlardan hiçbiri, “İyi ki dünya hayatımda yan gelip yatmışım, dünya zevklerinin peşinde koşmuşum. Bunlar da yanıma kar kaldı” diyemeyecektir. Diyemediği gibi, tüm bu yaptıkları onda tarifi ve geri çevrilmesi imkansız bir pişmanlığa neden olacak, hiçbir zaman hissetmediği kadar büyük bir yürek acısı ve çaresizlik hissi duyacaktır. Allah inkarcıların ahiretteki pişmanlıklarını şöyle bildirmektedir:

    Ateşin üstünde durdurulduklarında onları bir görsen; derler ki: “Keşke (dünyaya bir daha) geri çevrilseydik de Rabbimizin ayetlerini yalanlamasaydık ve mü’minlerden olsaydık.” (Enam Suresi, 27)

    Kitabı sol eline verilen ise; o da, der ki: “Bana keşke kitabım verilmeseydi. Hesabımı hiç bilmeseydim. Keşke o (ölüm herşeyi) kesip bitirseydi. Malım bana hiçbir yarar sağlayamadı.” Güç ve kudretim yok olup gitti.” (Hakka Suresi, 25-29)

    Tüm hayatını Allah için yaşayan, Allah’ın rızasından vazgeçmediği için hayatının büyük bir bölümünde zulüm gören, zorluk yaşayan, hep öldürülme tehlikesi altında kalan, insanlardan incitici ve alaycı sözler işiten, iftiralara uğrayan, hatta hapis yatan bir mümin ise ölüm meleğini gördüğünde tüm hayatı boyunca yaşadığı zorluklar için büyük bir sevince kapılacaktır. Hatta kitap boyunca anlattığımız gibi mümin, zorluklarla karşılaştığı anda da çok büyük bir sevinç ve umut yaşar; çünkü tüm dünyadaki zorlukların sonunun hayır olduğunu, Allah’ın mutlak bir kolaylık ve üstünlük vereceğini bilir. Üstelik burada yaşadığı zorlukların ahirette de bir güzellik ve kat kat artırılmış nimetler olarak karşısına çıkmasını şiddetle umar. Bu nedenle inkar edenler, zorluk anında müminlerin tavrına şaşırır, onların neşesine ve gücüne, ümitvar yaklaşımlarına hayret ederler. Çünkü onlar müminlerin Allah’tan, onların ummadığı şeyleri umduklarını bilmezler.

    Yusuf Medresesi, bu nedenle bir mümin için hem manevi bir eğitim yeri hem de ahiretteki güzelliklerin kapısını açan bir imtihan vesilesidir. Yusuf Medresesi’ne giren mümin, bu imtihanın hayırla sonuçlanmasını beklediği ve cenneti biraz daha fazla umabildiği için büyük bir sevinç duyar.

    Müminler olaylara inkarcıların kavrayamadıkları bir gözle bakar ve olayların iç yüzünü görebilirler. Onlar, zorluğun, ezanın, engellenmelerin asıl anlamını bilen, hayatlarını bu sırra göre yaşayan insanlardır. Dolayısıyla, Allah’a samimi olarak iman eden, sadece Allah’tan korkup sakınan, Allah’ı seven, Allah’ı dost edinen, insanlar arasında dostluğun, sevginin, hoşgörünün, ümitvar olmanın, iyimserliğin, dayanışmanın, güzel ahlakın yayılması için gönülden mücadele veren bir insanı, herhangi bir kötünün veya fesat peşindeki bir insanın durdurabilmesi veya engelleyebilmesi kesinlikle mümkün değildir.

    İnkarcılar bilmelidirler ki ne yaparlarsa yapsınlar, tüm güçlerini de toplasalar, birbirlerine arka da çıksalar, dağları yerinden sarsacak kadar kapsamlı tuzaklar da kursalar, onlar müminlere hiçbir zarar veremezler. Hatta her kurdukları tuzak, attıkları her iftira, söyledikleri her alaycı söz müminlerin hem dünyadaki hem de cennetteki mekanlarının daha da güzelleşip zenginleşmesine vesile olur.

    Bu sırrı bilen müminlere Allah Kuran’da şöyle müjde verir:

    Hiç şüphesiz Allah, mü’minlerden -karşılığında onlara mutlaka cenneti vermek üzere- canlarını ve mallarını satın almıştır… Allah’tan daha çok ahdine vefa gösterecek olan kimdir? Şu halde yaptığınız bu alışverişten dolayı sevinip-müjdeleşiniz. İşte ‘büyük kurtuluş ve mutluluk’ budur. Tevbe edenler, ibadet edenler, hamd edenler, (İslam uğrunda) seyahat edenler, rükû edenler, secde edenler, iyiliği emredenler, kötülükten sakındıranlar ve Allah’ın sınırlarını koruyanlar; sen (bütün) mü’minleri müjdele. (Tevbe Suresi, 111-112)

    Yorum tarafından cdt | Aralık 22, 2008 | Cevapla

  45. Bakın arkadaşlar Masonların Said Nursi hakkında düşündükleri ?..Tapınak Şövalyeleri, Hıristiyanlıktan çıktıktan ve sapkın bir öğretiye kapıldıktan sonra Hıristiyanlarla tarihsel bir mücadele içine girmiştir. Avrupa’da asırlar boyunca dine karşı yürütülen mücadelede, öncülüğü Tapınakçıların mirasçısı olan masonlar yapmıştır. Türkiye’de de çoğu zaman masonluk, pozitivist ve materyalist fikirleri kitlelere empoze eden ve dindarlara karşı düşmanlık körükleyen bir örgüt olarak işlev görmüştür.

    Türk masonlarının kendi metinlerine baktığımızda, bu durumun örneklerini görürüz. Örneğin Mason Mahfili’nin yayınlarındaki bir ifadede, “medreseler ve minareler yıkılmadıkça, yani skolastik düşünceler, dogmatik inanışlar ortadan kalkmadıkça, fikirlerdeki esaret, vicdanlardaki ızdırap kalkmayacaktır” denmektedir.1

    Hayatı boyunca birçok zorluklara şükrederek sabreden, her zorluğun ardından bir kolaylık geleceğine iman ettiğini her fırsatta tekrarlayan ve yasadığı zorlukların her zamankinden daha fazla ecir kazanmasına vesile olacağını umduğu için bunu manevi bir nimet olarak gördüğünü eserlerinde sürekli dile getiren Bediüzzaman da zaman zaman masonların baskısıyla karşı karşıya kalmıştır. Bu mübarek insanın verdiği mücadeleyi fikren susturamayan masonlar gibi çeşitli çevreler, çareyi onu hapsetmekte veya sürgün etmekte bulmuşlardır.

    Bediüzzaman’ın yasadığı dönemde masonlar din ahlakına karşı yoğun bir baskı politikası organize etmişlerdir. Bir loca kitapçığında yer alan aşağıdaki ifade, bu konuda oldukça açıklayıcıdır:

    Toplumumuzda İslam medeniyetinden kalma ve onu medeniyete bağlamaya çalışan gizli kuvvetler vardır. Bunun varlığını kabul etmekten kaçınmak lazımdır. Ama onu ezecek tedbirleri düşünmek ve uygulamak şarttır.2

    Kendilerince dindarları ezmeye yönelik bu “masonik tedbirler”; geçmiş yüzyıl içinde Şehbenderzade Filibeli Ahmet Hamdi, İskilipli Atıf Hoca, Bediüzzaman Said Nursi, Süleyman Hilmi Tunahan gibi büyük İslam alimlerine yapılan baskıların da perde arkasını oluşturmaktadır. Bediüzzaman Said Nursi’nin eserlerinde bu gerçeğe atıfta bulunan bazı kısımlar da vardır. Bediüzzaman, Nur Risaleleri’nin değişik yerlerinde, masonluğun dine karşı olan düşmanlıklarını şöyle vurgular:

    Şimdi anlaşıldı ki, millet, vatan ve İslamiyete en dehşetli zarar veren komünistlik, masonluk ve dinsizliktir.3

    Çünkü masonluk, komünistlik, dinsizlik doğrudan doğruya anarşistliği doğurur. Ve bu dehşetli duruma karşı ancak ve ancak Hakikat-i Kuraniye etrafında İttihad-ı İslam dayanabilir.4

    Bir başka yerde Bediüzzaman, masonların din düşmanlığını şu şekilde ifade eder:

    Bin yıllık Müslüman Türk’ün manevi bağlarını koparıp onu başka bir yola sürüklemek isteyen bir güruh şöyle diyor: “Biz artık Allah’ı hayat gayesi olarak tanımayacağız. Biz bir gaye yarattık; o gaye Allah değil beşeriyettir.”5

    Mason ritüellerini incelediğimizde Bediüzzaman’ın dikkat çektiği “biz artık Allah’ı hayat gayesi olarak tanımayacağız. Biz bir gaye yarattık; O gaye Allah değil beşeriyettir” ifadesinin, 1923 yılında yayınlanan Meşrik-i Azam İçtimai Zabıtları adlı masonik dergide yayınlandığı görülür. Yani, Bediüzzaman’ın “Türk’ün manevi bağlarını koparıp onu başka bir yola sürüklemek isteyen güruh” derken kasdettiği kişiler, “seküler hümanizm” dinine inanan masonlardır.

    Bediüzzaman, Risale-i Nur’da masonların kendisine olan özel düşmanlıklarını da ifade etmiştir. Bu büyük alime yapılan haksız baskı ve zulümlerde masonların büyük rolü vardır:

    Burada bir günde çektiğim sıkıntı ve azabı, Eskişehir’de bir ayda çekmezdim. Dehşetli masonlar, insafsız bir masonu bana musallat etmişler, ta ki hiddetimden ve işkencelerine karşı “artık yeter” dememden bir bahane bulup, zalimane tecavüzlerine bir sebep göstererek yalanlarını gizlesinler.6

    Bediüzzaman’ın hayatını anlatan Son Şahitler adlı kitapta, bu büyük İslam alimine karşı masonların çektirdiği sıkıntı ve eziyetler anlatılmaktadır. Bediüzzaman’ın kendi ağzından masonların suçsuz yere kendisini hapse attırdığı bildirilmektedir.

    Bediüzzaman kendisine ait suçlamaları cevaplandırdığı Ondördüncü Şua’da da masonların düşmanlığını bir kez daha ortaya koyar. Mahkemenin Bediüzzaman’ın gizli düşmanları olduğunu reddetmesine karşılık, Bediüzzaman bu iddianın yanlış olduğunu, komünistlerin ve masonların kendisine büyük düşmanlık beslediklerini ifade eder. Bununla birlikte, Bediüzzaman, Nur Risaleleri’nde kendi görevinin yalnızca Allah’ın varlığını anlatmak ve dinsizlik akımına karşı imanı korumak olduğunu bildirmiştir. Bir mektubunda bu durumu açık şekilde anlatmaktadır. Olaylar detaylı bir şekilde incelendiğinde, kendisine eziyet eden ve geniş ölçüde hakim olan gücün masonluk ve komünist ideoloji olduğunu şu sözleriyle ortaya koyar:

    Ben de beş on gün içinde üç defa siyaset dünyasına baktım. Müdafaatımda dediğim gibi masonlar ve komünistler hesabına çalışan iki yüzlü cereyan, baskı ve rüşvet kullanarak bizi böyle işkencelerle ezmeye çalışmış. Şimdi o kuvveti kıracak başka bir cereyanın bu vatanda tezahüre başladığını gördüm. Fazla bakmak mesleğimce iznim olmadığından daha bakamadım.7

    Kendi görevinin, dinsizliğe karşı yerine getirilmesi gereken üç büyük vazifeden birisi olan iman-ı tahkiki kurtarmak olduğunu ve dinsizlikle, masonlukla yapılan mücadelenin daha sonra tam olarak hedefine ulaşacağını anlatan Bediüzzaman, talebelerine şu ünlü sözünü söylemiştir: “Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılabatı içerisinde en yüksek ve gür seda İslam’ın sedası olacaktır.”

    Yorum tarafından cdt | Aralık 22, 2008 | Cevapla

  46. Bediüzzaman Said Nursi, 20. yüzyılda yetişmiş en büyük İslam alimlerinden biridir. 87 yıl süren hayatı boyunca İslam’ı savunmuş, materyalist felsefeye, din ve mukaddesat düşmanlarına karşı büyük bir mücadele vermiştir. 6000 sayfalık dev eseri Risale-i Nur, hem çok derin bir Kuran tefsiri, hem de materyalist felsefeyi çürüten ve iman hakikatlerini en iyi şekilde ortaya koyan bir eserdir. Bediüzzaman Said Nursi, mütevazi üslubuyla ahiret, kader, iman gibi birçok konuyu o güne kadar hiç açıklanmamış bir şekilde anlatmış, ortaya koymuştur.

    İnsanları Kuran ahlakına, hak dine davet etmek için verdiği bu fikri mücadelede Bediüzzaman Said Nursi’nin karşısına çıkan en büyük engel ise, materyalist felsefeyi ve din düşmanlığını kendisine temel prensip olarak kabul eden bazı çevreler olmuştur.

    Bu çevreler, tüm dünyada devreye soktukları ”din ahlakından uzak bir toplum oluşturmak” hedeflerini gerçekleştirmek için büyük çaba sarf etmişlerdir. Nitekim bu inkarcı çevrelerin yaptıkları yoğun telkin, propaganda ve baskı yüzünden din; toplumun bazı kesimlerince, gericilik ve yobazlık olarak algılanmaya başlamış, ülkenin ilerlemesi için bu sözde ”batıl inançlardan” kurtulmak gerektiği düşüncesi yaygınlaşmıştır.

    Bediüzzaman Said Nursi de bu gibi asılsız felsefeleri çürüten, dinin akıl ve ilimle çatışmadığını, tam tersine aynı noktada birleştiğini ortaya koyan ve toplumda büyük bir manevi uyanış başlatan bir İslam alimidir. O dönemde bu büyük İslam alimini engellemek için de klasik iftira atma yöntemleri bir kez daha uygulanmıştır.

    Geçmişte yaşamış olan peygamberlerin, elçilerin ve salih müminlerin başlarına gelenler, onların yaşadıkları tecrübeler müminler için her zaman yol göstericidir. Bu açıdan Bediüzzaman’ın yakın geçmişimizde yaşadığı olayların, karşılaştığı zorlukların öğrenilmesi de günümüz Müslümanları için faydalı olacaktır. Unutulmamalıdır ki, Allah bir ayetinde ”Yoksa sizden önce gelip geçenlerin hali başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız…” (Bakara Suresi, 214) diyerek, müminlerin geçmişte yaşanmış olaylara hazırlıklı olmaları gerektiğini bildirmiştir. Bediüzzaman’a atılan iftiraların bazılarına ve bu iftiraların Kuran’da bildirilen iftiralarla benzerliklerine bakmak, Allah’ın kanununda bir değişme olmadığının görülmesi açısından da son derece önemlidir.

    “Menfaat Peşinde Koşmak” İftirası

    Bediüzzaman’ın Allah’ın varlığını, milli ve manevi değerlerin önemini anlatan çalışmalarından rahatsız olan çevreler, ellerinde bulunan bazı basın organlarını da kullanarak, Bediüzzaman’a karşı en olmadık iftiraları atmışlardır. Dönemin gazetelerinden birinde Bediüzzaman için şöyle denmektedir:

    “Said-i Kürdi, dini siyasete alet yaparak irticai propagandalara girişmiş ve birtakım adamları kandırarak doğru yoldan şaşırtmaya çalıştığı anlaşılmıştır… Otuz senelik mayalı bir mürteci olup ifsad edecek saf vatandaş aramaktadır… Şeyhin (Bediüzzaman’ın) bu meseledeki rolünün bazı safdilleri kandırarak kendilerinden para çekmek olduğu anlaşılmıştır…” (Cumhuriyet, 10 Mayıs 1935)

    Aynı gazetenin farklı tarihlerdeki haberlerinde ise, ”Dini istismar eden Said Nursi hakkında takibat başladı”, ”Said-i Nursi mühimsenecek bir kimse değildir. Maddi ve manevi menfaatler sağlamak amacında olan bir kimsedir” diye tamamen iftiraya dayalı haberler yayınlanmıştır.

    Dünyadan hiçbir beklentisi olmayan, hiçbir malı mülkü bulunmayan, kendi deyimiyle ”kendisini beğenmemeyi kendisine meslek edinen” ve son derece mütevazi bir hayat yaşayan Bediüzzaman’a talebelerinden para elde etmeye çalışmak, liderlik hırsını tatmin etmek gibi asılsız, mantıksız, manasız iftiralar atılmış olmasının tek amacı, bu iftiralarla Bediüzzaman’ı etkisiz ve sözü dinlenmez hale getirmektir.

    Bu iftira, geçmişte peygamberlere atılan iftiraların da bir benzeridir. Peygamberler de kavimleri tarafından dini kullanarak menfaat elde etme suçlamasıyla karşı karşıya kalmışlardır. Örneğin Hz. Nuh’a şöyle iftira edilmiştir:

    … Bu sizin benzeriniz olan bir beşerden başkası değildir. Size karşı üstünlük elde etmek istiyor… (Müminun Suresi, 24)

    Hz. Musa ve Hz. Harun’a Firavun kavminin yaptığı suçlama ise şöyledir:

    Siz ikiniz, bizi atalarımızı üzerinde bulduğumuz (yol)dan çevirmek ve yeryüzünde büyüklük sizin olsun diye mi bize geldiniz? Biz, sizin ikinize inanacak değiliz. (Yunus Suresi, 78)

    Bediüzzaman bu iftiraların sonucunda hapis cezası almış ve Eskişehir hapishanesine gönderilmiştir. Eskişehir hapishanesinden tahliye olan Bediüzzaman, Kastamonu’da karakol karşısında bir evde oda hapsine alınmıştır. 8 sene sonra gelen Denizli Mahkemesi 20 ay hapis cezası vermiş, daha sonra Bediüzzaman Emirdağ’a ”mecburi ikamet”e yollanmıştır.

    Bütün bu olaylar sırasında sayısız işkence ve eziyete maruz kalmış, defalarca zehirlenmiştir. Yaşı ilerlemesine ve hasta olmasına rağmen Bediüzzaman, özellikle soğuk, nemli ve havasız hücrelerde tutulmuştur. Ancak, kendisine yapılan tüm bu eziyetlere sabır ve tevekkülle karşılık vermiş, imanının ve Allah’a bağlılığının ne kadar güçlü olduğunu tüm insanlara göstermiştir. Bediüzzaman, bu üstün ahlakıyla herkes tarafından örnek alınması gereken değerli bir İslam büyüğümüzdür.

    Delilik İftirası

    Geçmişte yaşamış olan müminlere en çok atılan iftiralardan biri deliliktir. Bediüzzaman Said Nursi de aynı iftira ile karşılaşmıştır.

    1908 yılında, yine suni olarak oluşturulan sebeplerle, mahkemeye sevk edilmiş ve mahkemenin görevlendirdiği doktor heyeti kendisine ”akli dengesi bozuk” raporu vermiştir. Daha sonra sevk edildiği akıl hastanesindeki doktor, Bediüzzaman’ın kendisiyle konuşması sonucunda ”bu adamda delilik varsa, dünyada akıllı yoktur” diyerek, raporun asılsızlığını vurgulamıştır.

    Bediüzzaman bundan sonra da söz konusu çevrelere ait basında sık sık delilik suçlamasıyla karşılaşmıştır. Din ahlakına düşman bazı çevrelere ait yayınlarda ”Said Nursi tımarhaneye de girip çıkmıştır” gibi aldatıcı yorumlarla, bu büyük İslam alimi halkın gözünde küçültülmeye çalışılmıştır.

    Çevresindekileri Kandırarak Saptırdığı İddiası

    Bediüzzaman ve talebeleri için öne sürülen iftiralardan biri de “İnanç Sömürücüleri” başlıklı yazı dizisi ile dönemin gazetelerinden birinde yer almıştır. Bu yazı dizisinde Said Nursi’nin talebeleri hakkında da Kuran’daki inkarcıların ”büyülenmişler” iftirası tekrarlanmış ve ”bunlar sadece ve sadece dini bir taassupla ona bağlanmışlar, gözleri kafaları başka bir şeyi görmez, anlamaz olmuştu” diye yazılmıştır. Görüldüğü gibi bunların tamamı geçmişte yaşayan müminlere yöneltilen iftiraların tamamen aynısıdır. Kuran’da geçmişte yaşamış ve Allah’ın gönderdiği elçilere tabi olmuş müminlerin de “düşük akıllılık”, “sığ görüşlülük” gibi sözlerle itham edildikleri haber verilmiştir:

    Ve (yine) kendilerine: “İnsanların iman ettiği gibi siz de iman edin” denildiğinde: “Düşük akıllıların iman ettiği gibi mi iman edelim?” derler. Bilin ki, gerçekten asıl düşük-akıllılar kendileridir; ama bilmezler. (Bakara Suresi, 13)

    Kavminden, ileri gelen inkarcılar: “Biz seni yalnızca bizim gibi bir beşerden başkası görmüyoruz; sana, sığ görüşlü olan en aşağılıklarımızdan başkasının uyduğunu görmüyoruz ve sizin bize bir üstünlüğünüzü de görmüyoruz. Aksine, biz sizi yalancılar sanıyoruz” dedi. (Hud Suresi, 27)

    Bu iftiralarla, Bediüzzaman’ın, çevresindeki gençlerin beyinlerini yıkadığı, bu gençlerin de, beyinleri yıkanacak kadar akıldan ve mantıktan yoksun insanlar oldukları havası oluşturulmaya çalışılmıştır. Yani Bediüzzaman -tıpkı geçmişteki Müslümanların karşılaştıkları gibi- bir nevi “büyücülük”le itham edilmiştir.

    Oysa, Bediüzzaman ve yanındaki müminler, akılları, vicdanları, Kuran’ın ve Peygamberimiz (sav)’in sünnetinin rehberliği ile hareket eden aklı selim sahibi insanlardı. Ve bu iftiraları atanlar da aslında bunun böyle olduğunu çok iyi biliyorlardı. Nitekim bu iftiraların hiçbiri Bediüzzaman’a ve yanındaki Müslümanlara bir zarar verememiş; aksine baştan beri üzerinde durduğumuz gibi bu olaylar karşısında gösterdikleri sabır ve tevekkül onların manevi olgunluğunun, ahiretteki derecelerinin artmasına vesile olmuştur.

    Dini Sapkınlık İftirası

    Bediüzzaman’a karşı yapılan suçlamalardan birisi de onun İslami hükümleri saptırarak, kendine göre bir din anlayışı savunduğu ve çevresindeki kişilere de sözde bu sapkın dini telkin ettiği yönündedir. Bediüzzaman’ın, Kuran ve Peygamber Efendimiz (sav)’in sünnete uymadığı, kendine göre bir din uydurduğu şeklindeki provokasyonların amacı, halkı ve konuyu ayrıntısıyla bilmeyen bazı dindar çevreleri kışkırtarak Bediüzzaman’ı onlara yanlış tanıtmaya çalışmak olmuştur.

    Ancak inkarcı kesimin bu iftirası da bir işe yaramamıştır. Çünkü Bediüzzaman’a karşı ortaya atılan bu ”sapkınlık” iddiasının, Hz. Nuh’a ”… gerçekte biz seni açıkça bir ‘şaşırmışlık ve sapmışlık’ içinde görüyoruz” (Araf Suresi, 60) diyen inkarcıların iftiralarının bir benzeri olduğunu akıl ve vicdan sahibi Müslümanlar açıkça görmüşlerdir.

    Bediüzzaman’a Atılan İftiraları Desteklemek İçin Hazırlanan Bazı Komplolar

    Allah birçok ayetinde, inkarcıların her dönemde hileli düzenler kurduklarını bildirmektedir. Bu ayetlerden biri şöyledir:

    Onlardan öncekiler de hileli-düzenler kurmuşlardı; fakat düzen kuruculuğun (tedbirlerin, karşılık vermelerin) tümü Allah’a aittir. Her bir nefsin ne kazandığını O bilir. Bu yurdun sonu kimindir, inkar edenler pek yakında bileceklerdir. (Rad Suresi, 42)

    Bediüzzaman için de döneminin din karşıtı çevreleri, iftiralarını destekleyebilmek için benzer hileli düzenler kurmuşlardır. Bu düzenlerin örneklerinden biri “Bilinmeyen Taraflarıyla Bediüzzaman Said Nursi” adlı eserde anlatılmaktadır. Buna göre, bir içki dükkanında ”Said’in hizmetçisi Said’e rakı aldı” diye yazılı bir kağıdın altına içki dükkanındaki sarhoşlardan imza alınmaya çalışılmıştır. Bu şekilde kendisine iftirada bulunulmuştur. Bu iftiranın amacı ise, Bediüzzaman’ı halkın gözünde küçük düşürmek, dini yönden samimiyetsiz olduğu imajını vermektir.

    Kendisine yönelik komploların bir başka örneğini, Bediüzzaman bir mektubunda anlatmaktadır. Bu iftirada da, Bediüzzaman’ın sabahlara kadar alem yaptığı ve ”fahişe ve namussuzların Bediüzzaman’ın evine girip çıktığı” söylenmiştir. Bu asılsız söylentiye karşı Bediüzzaman’ın verdiği cevap ise son derece açık ve nettir:

    Halbuki benim kapım geceleyin dışardan ve içerden kilitliydi ve sabaha kadar bir bekçi o bedbahtın (iftira atan adamın) emriyle kapımı bekliyordu. (Tarihçe-i Hayat, s. 451)

    Görüldüğü gibi, halkı Bediüzzaman’dan soğutmak için onu fuhuşla, sarhoşlukla suçlayan iftiralar atılmıştır. Ancak elbette tüm bu iftiralar boşa çıkmış ve Bediüzzaman yürüttüğü iman hizmetine sabırla devam etmiştir. Kuran-ı Kerim’de, inkarcıların komplo ve tuzaklarının inananlara asla bir zarar veremeyeceği, sonucun mutlaka inananların hayrına olacağı şöyle bildirilmektedir:

    … Ancak onlara bir uyarıcı-korkutucu geldiğinde (bu,) nefretlerinden başkasını artırmadı. (Hem de) Yeryüzünde büyüklük taslayarak ve kötülüğü tasarlayıp düzenleyerek. Oysa hileli düzen, kendi sahibinden başkasını sarıp-kuşatmaz. Artık onlar öncekilerin kanunundan başkasını mı gözlemektedirler? Sen, Allah’ın kanununda kesinlikle bir değişiklik bulamazsın ve sen, Allah’ın kanununda kesinlikle bir dönüşüm de bulamazsın. (Fatır Suresi, 42-43)

    Bediüzzaman’ın, Kendisine Atılan İftiralar Karşısındaki Tavrı

    Bediüzzaman’ın kendisine atılan iftiralara ve aleyhinde kurulan düzenlere karşı tutumu da, Kuran’da bildirilen peygamberlerin ve salih müminlerin ahlakı ile benzer olmuştur. Bu iftiralara karşı son derece sabırlı ve mütevekkil bir tavır göstermiş, çevresindekilere ise şevki, neşesi, kararlılığı ve imanı ile herzaman güzel bir örnek teşkil etmiştir.

    Bediüzzaman Said Nursi, Risale-i Nur’da, kendisine yöneltilen iftiralar sonucunda aldığı hapis cezasını ve kendisine çektirilen sıkıntıların güzel ve hayırlı yönlerini şöyle anlatmıştır:

    Benim şahsımı çürütmek fikriyle, hiç kimsenin inanmayacağı isnadlarda bulundular. Pek acib iftiraları işaaya çalıştılar. Fakat kimseyi inandıramadılar. Sonra pek âdi bahanelerle, zemheririn en şiddetli soğuk günlerinde beni tevkif ederek, büyük ve gâyet soğuk ve iki gün sobasız bir koğuşta tecrid-i mutlak içinde hapsettiler. Ben küçük odamda günde kaç defa soba yakar ve daima mangalımda ateş varken, zaafiyet ve hastalığımdan zor dayanabilirdim. Şimdi, bu vaziyette hem soğuktan bir sıtma, hem dehşetli bir sıkıntı ve hiddet içinde çırpınırken, bir inayet-i İlahiye ile bir hakikat kalbimde inkişaf etti. Manen: “Sen hapse Medrese-i Yûsufiye namı vermişsin; hem Denizli’de sıkıntınızdan bin derece ziyade hem ferah, hem mânevî kâr, hem oradaki mahpusların Nurlardan istifadeleri, hem büyük dairelerde Nurların fütuhatı gibi neticeler, size şekva yerinde binler şükrettirdi, her bir saat hapsinizi ve sıkıntınızı, on saat ibadet hükmüne getirdi; o fâni saatleri bâkileştirdi. (Lemalar, s. 244)

    Bediüzzaman bir sözünde ise, çevresinde kendisiyle birlikte aynı iftira ve zulümlere maruz kalan müminlerin de, bu olaylardan dolayı ümitsizliğe kapılıp üzülmediklerini şöyle anlatmıştır:

    On aydan beri, münafıkların bir resmî memuru elde edip bütün desiseleriyle yaptıkları hücum en küçük bir şakirdi sarsmadı. O iftiraları hiç hükmündedir… böylelerden böyle iftiralar, binden bir tesiri bize olmadığı gibi, inşâallah daire-i Nur’a da zararı olmayacak. (Şualar s. 410)

    Bediüzzaman’ın ve çevresinde bulunan iman ehlinin zorluklara, iftiralara ve hileli düzenlere karşı gösterdikleri tavır, tüm Müslümanların kendilerine örnek alması gereken salih ve mütevekkil mümin tavrıdır. Allah Kuran’da Peygamberimiz (sav)’in şahsında tüm Müslümanlara, inkarcıların düzenleri karşısında nasıl davranmaları gerektiğini şöyle hatırlatmıştır:

    Sabret; senin sabrın ancak Allah(ın yardımı) iledir. Onlar için hüzne kapılma ve kurmakta oldukları hileli-düzenlerden dolayı sıkıntıya düşme. Şüphesiz Allah korkup-sakınanlarla ve iyilik edenlerle beraberdir. (Nahl Suresi, 127-128)

    Yorum tarafından cdt | Aralık 22, 2008 | Cevapla

  47. mart 23 de yazı yazan arkadas sana seslenıyorum.arastırma duzeyının ne kadar zayıf oldugu ve yanlıs gorusle yorum yapman senın dınden ve gonulden ne kadar yoksun oldugunun gostergesıdır.tum turkıye 31 mart vakasının ve tealı kurt cemıyetının kım tarafından cıkartıldıgını ve ne amaca hızmet ettıgını bılıyor senın bundan yoksun olman sadece senın ezıklıgındır.bu yoksunlugunu ve acızlıgını yıtırebılmen ve Said-i Nursi’yı ıyı anlayabılmen ıcın NUR DEDE adlı kıtabı alıp okumanla degısebılır.sana ve tum arkadaslara bu kıtabı okumayı tavsıye ederım…

    Yorum tarafından fatih | Aralık 22, 2008 | Cevapla

  48. peki peygamber efendimiz ne yapmış ondan bahsedinsene biraz işkembeyi kubradan atıp duruyosunuz atamız boyle yapmış akp soyle yapmış zamanında peygamber efendimizede hakaret edenler olmuştu zaten ve boyleleri kıyamete kadar olacakmış bıraz gerçeklerden bahsedin ya gerici diye hıtap ediyosunuz gercek musluman olanlara .sakalı olan basortusu olan gerici oluyo bu laik anlayışta saidi nursı mubarek bizattı onu karalıyolar yazık size tamam ya bu zihniyet kurtulmuş zaten burası da sizin ahirette sizin alın sizin olsun burası ama ahirette sizi atanız kurtaracak oyle bekleyın yada o suratsız plastık suratlı deniz baykalınız yalçınkaytanız bu tip dinszler sizi kurtarır.bi tayyıbı 1.0000.000.000 baykala .yada o başka laikçileree hepsini içiçne katın bi tayyip etmezler.benim liderim MUHAMMED MUSTAFA (sav)dir en buyuk komutanım HALİD BİN VELİD(r.a) FATİH SULTAN HAN dır FETHULLAH GULEN bu zamanın yasayan en buyuk insanlarında biridir RABBİM ALLAH (CC) dur gerisi ilgimiçekmez ki hele 1923 den berisi ve ondan biraz oncesi.nasıl analarsanız oyle olsun alayına gider.

    Yorum tarafından isa | Aralık 29, 2008 | Cevapla

  49. abd nin bize sürekli rusları kütüleyip komünistler bu ülkeden defolup gitmesini beynimize kazımış..iranlarda ülkemizde dinsel faliyetler sürdürmekteydi..allah öyle bir durum yarattıkı artık anlayın diye.din rejimli olan iran ruslarla işbirliğine gitti.kime karşı kapitilazme karşı kan emiçilere karşı.kime karşı filistinde bebek öldürenlere karşı..ingilizler eskiden din elden gidiyor.sılagonuyla ülke içi kargaşa yaratıp.türklerden çok şeyler kopardı.bu filimi ingilizler,abd,almanya,israil vb..halen oynuyor……..saidi nursi taraftarı bilğilerin yanlış olduğunu iddaa ediyor gerçekleri ağızlarından dinlemek isterdik..atatürkçüler neyi saklıyor anlam veremiyorum.

    Yorum tarafından poyraz | Ocak 2, 2009 | Cevapla

  50. Bediüzzamana dil uzatanlar titresinler,kim ona dil uzattıysa bu dünyada bile belasını bulmuştur,ona dil uzatanların topu bir sinek kanadı kadar bile kıymeti olmayan zavallılardır..

    Yorum tarafından abdullah | Ocak 12, 2009 | Cevapla

  51. kuran’ı kerim kutsal kitabımız, Hz.Muhammed (S.A.V.) peygamberimiz , Mustafa Kemal ATATÜRK ileri görüşlü bir dahi, ülkesini ve milletini kurtuluş mücadelesi için fişekleyen bir vatansever . Sadi Nursi kim ülkesi ve milleti için ne yapmış, yazdığı kitaplar niye bu kadar önemli, kuran’ı kerim yetmiyor mu? bu şahsiyet bir insan oğlu değilmi? kim, ne yapmış, amelleri ne? çok bilgili olduğunu söylüyorsunuz, M.Kemal ATATÜRK ‘ün 200 bin’in üzerinde kitap oduğunu biliyormusunuz

    Yorum tarafından serkan | Şubat 26, 2009 | Cevapla


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logo

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ photo

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 30 takipçiye katılın

%d blogcu bunu beğendi: